Almanya’nın Thüringen eyaletine bağlı Erfurt kentinde, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yıllık kongresini engellemek amacıyla bir araya gelen binlerce kişi, cumartesi günü sokakları doldurarak ulaşım akslarını ve ana yolları barikatlarla kapattı.
Bölgesel seçimler öncesinde partinin eyalet düzeyinde ilk kez iktidara gelme olasılığı tartışılırken, kent genelinde geniş güvenlik önlemleri uygulandı.
Sendikalar, sivil toplum örgütleri ve sol partilerden temsilcilerin katıldığı protestolarda, Almanya genelinden takviye ekiplerle güçlendirilen çok sayıda polis görev yaptı.
Çevik kuvvet ekiplerinin gözetiminde ana yollarda ve kongre merkezine çıkan güzergahlarda oturma eylemi düzenleyen göstericiler, ulaşımı durdurma girişiminde bulundu.
Güvenlik birimlerinin tahminlerine göre, Erfurt ve çevresindeki protestolara katılanların sayısı yaklaşık 15 bin ila 20 bin arasında yer alıyor.
AfD karşıtı çatı oluşum “Widersetzen” (Karşı Koy) sözcüsü Georg Becker, konuya dair açıklamasında, “Burada faşizmin yükselişine sessiz kalmayacağımızı ve bunu kesinlikle tolere etmeyeceğimizi açıkça göstermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Protestocuların bir kısmı otoban köprülerinden halatlarla sarkarak yolları kapatırken, bazı gruplar da kent meydanındaki tramvay hatlarına kendilerini sabitledi.
Tramvay raylarına kendisini yapıştıran 44 yaşındaki Ella adlı gösterici, “1933 ile 1945 yılları arasında yaşananların bir daha asla tekrarlanmaması gerekiyor. Demokratik partiler, AfD’ye yönelik bir yasaklama kararının getirilmesi gerektiğini artık anlamalı” değerlendirmesini yaptı.
Erfurt’un doğusundaki Gera kentinden gösteriye katılan 19 yaşındaki Lene Krug ise, “Sağa kayışa karşı güçlü bir sinyal göndermek büyük önem taşıyor. AfD, nefret yayan anti-demokratik bir partidir” şeklinde konuştu.
Eylemler genel olarak barışçıl bir seyir izlese de polis ile göstericiler arasında yer yer arbede yaşandı.
Der Spiegel dergisi, emniyetin iç yazışmalarına dayandırdığı haberinde, protestocular arasında şiddet eğilimli yaklaşık 2 bin 500 kişinin bulunabileceği yönünde tahminlerin yer aldığını bildirdi.
Barikat kurma ve engelleme girişimlerine rağmen AfD delegelerinin büyük çoğunluğu kongrenin yapılacağı merkeze zamanında ulaşmayı başardı.
Eş Genel Başkanlar Alice Weidel ve Tino Chrupalla’nın yeniden seçilmelerinin beklendiği iki günlük kongre planlanan saatte başladı.
AfD Eş Genel Başkanı Tino Chrupalla, kongrenin açılış konuşmasında protestocuları hedef alarak, bu kişilerin “düzen partileri tarafından ülkenin dört bir yanından kamyonlarla Erfurt’a taşındığını” öne sürdü.
Chrupalla, “Demokratik karar alma süreçlerine karşı gösteri yapıyorlar. Demokrasinin yalnızca kendi tekellerinde olduğunu sanıyorlar” dedi.
AfD yetkilileri, kongrenin Erfurt’ta düzenlenmesinin, Nazi partisinin 100 yıl önce yakınlardaki Weimar kentinde gerçekleştirdiği kongreye bilinçli bir atıf ve provokasyon olduğu yönündeki iddiaları ise reddetti.
Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde yapılacak seçimler öncesinde düzenlenen kongre, partinin federal düzeyde de konumunu güçlendirmeyi hedeflediği bir döneme denk geliyor.
Yaklaşık on yıl önce kurulan AfD, milliyetçi söylemleri, göç politikalarının sıkılaştırılması yönündeki talepleri ve ekonomik durgunluk ile mevcut hükümet politikalarından memnun olmayan seçmen kitlesine yönelik çağrılarıyla anketlerde yükseliş kaydediyor.
Son kamuoyu yoklamaları, AfD’nin oy oranını yüzde 29 seviyesine kadar yükselttiğini gösteriyor. Bu oran, Şansölye Friedrich Merz’in Hıristiyan Demokrat ittifakının aldığı yüzde 22’lik desteğin üzerinde yer alıyor.
Parti, bu yılın başlarında Almanya’nın batısındaki iki eyalet seçiminde de oy oranını artırmıştı.
AfD’nin en güçlü olduğu bölgelerin başında ise, geleneksel siyasi partilere yönelik seçmen memnuniyetsizliğinin yüksek seyrettiği eski Doğu Almanya toprakları geliyor.
Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan son anketlerde AfD yüzde 41 ile ilk sırada yer alırken, CDU yüzde 23 ile ikinci sırada bulunuyor.
Parti, Saksonya-Anhalt’ta mutlak çoğunluğu elde etmeyi, Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde ise en büyük siyasi güç haline gelmeyi amaçlıyor.
Muhalifleri, AfD’yi Almanya’nın demokratik değerleriyle bağdaşmayan ırkçı politikaları ve tutumları yaymakla ve anayasal düzeni tehdit etmekle suçluyor.
Ülkedeki ana akım partiler, AfD’yi koalisyon hükümetlerinin dışında tutmak ve izole etmek amacıyla kurulan “güvenlik duvarı” stratejisi uyarınca bu partiyle her türlü işbirliğini kesin bir dille dışlıyor.
CDU lideri Friedrich Merz de AfD’nin yükselişini tersine çevirmeyi öncelikli hedefleri arasında tanımlıyor.
AfD ise eski Başbakan Angela Merkel döneminde uygulanan sığınmacı politikalarının ardından CDU’nun boşalttığı muhafazakar alanda konumlandığını savunuyor.
Kamuoyu araştırma şirketi Forsa’nın yöneticisi Manfred Güllner, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Hayatım boyunca aşırı sağcı bir partinin Almanya’da en güçlü siyasi güç haline gelebileceğini hiç düşünmezdim. Radikal sağcı olmayan pek çok kişi, mevcut hükümete duydukları memnuniyetsizlik nedeniyle AfD’ye yöneldi” tespitinde bulundu.
AfD yöneticileri demokratik düzene karşı oldukları yönündeki suçlamaları reddediyor.
Almanya’nın iç istihbarat kurumu Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV), üç yıllık soruşturmanın ardından 2 Mayıs’ta AfD’yi “kesin aşırı sağcı bir oluşum” olarak sınıflandırmıştı.
BfV’den yapılan açıklamada, AfD’nin bütün olarak insan onurunu hiçe sayan aşırılıkçı eğilimleri sebebiyle bu şekilde sınıflandırıldığı ve “partide hakim olan etnik ve soya dayalı halk anlayışının özgür demokratik temel düzenle bağdaşmadığının tespit edildiği” belirtilmişti.
AfD, 2013 yılında Avrupa Birliği karşıtı bir parti olarak kuruldu.
Parti, özellikle Euro Bölgesi krizine yönelik eleştirileriyle dikkat çekti.
Almanya’nın güçlü ekonomisinin zayıf ekonomilere destek olması gerektiği fikrine karşı çıkan AfD, bu politikayı Almanya’nın ulusal çıkarlarına zarar veren bir yaklaşım olarak nitelendirdi.
AfD, 2013’de batma noktasında gelen Yunanistan’ın euro bölgesinden çıkarılmasını talep eden kampanyalar düzenledi.
AfD’nin söylemlerindeki esas kırılma noktası, 2015 yılında Avrupa’yı sarsan mülteci kriziyle yaşandı. Bu dönemde Almanya, Başbakan Angela Merkel’in “açık kapı” politikasıyla 1 milyondan fazla mülteciyi ülkeye kabul etti. AfD, bu politikaya karşı sert bir muhalefet yürüttü.
“Almanya Almanlarındır” gibi sloganlarla göçmen karşıtı bir dil benimseyen parti, özellikle doğu eyaletlerinde güçlü bir taban kazandı.
AfD, kültürel farklılıkları ülkenin geleceği için bir tehdit olarak görmesi ve Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın Avrupa’ya sıçrayacağı iddialarını dillendirmesi Alman seçmenleri cezbediyor.
