Tüm Türkiye’de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın coşkusu kutlanırken ve ABD-İran çatışması 55. Gününü doldururken Dış İşleri Bakanı Fidan Londra’da gösterişsiz ama çok kritik bir anlaşma imzaladı.
Bu imza, ilk bakışta “yeni ittifak” gibi görülebilir ama teknik olarak öyle değil. Daha doğru okuma şu: Türkiye ile Birleşik Krallık zaten birkaç yıldır ticaret, savunma ve bölgesel diplomasi alanlarında hızla yakınlaşıyordu; 23 Nisan 2026’da imzalanan Stratejik Ortaklık Çerçevesi bu dağınık yakınlaşmayı tek bir üst siyasi çatı altına topladı.
Ortak açıklamada metin açık biçimde bunun “ikili ilişkilerde yeni bir dönem” başlatmayı hedeflediğini, NATO içi eşgüdümü artırmayı, savunma yetenekleri ve savunma sanayii, terörizm ve organize suçla mücadele, insani-kalkınma işbirliği, bilim-teknoloji ve iklim başlıklarını kapsadığını söylüyor.
Ayrıca Orta Doğu’da güvenlik ve istikrar isteği özellikle vurgulanıyor. Her iki ülkenin Dış işleri Bakanlarının çektirdiği fotoğraf sembolik bir fotoğraf değil; ama henüz kendi başına bağlayıcı bir askeri ittifak da değil. Daha çok, kurumsallaştırılmış siyasi koordinasyon platformu gibi görünüyor.
O halde bu anlaşma ne anlama geliyor?
Lafı eğip bükmeden anlaşmanın en yalın haliyle üç anlamı var. Birincisi, ilişkilerin dosya üzerinden değil ve belirli konularda değil; sistematik ve çok geniş bir perspektifte yürütüleceğinin ilanı.
Yani sadece ticaret ya da savunma sanayii değil, güvenlikten iklime, bilimden bölgesel krizlere kadar geniş bir alanda düzenli eşgüdüm hedefleniyor. Ortak açıklamadaki kapsam bu yüzden özellikle geniş tutulmuş.
İkincisi, NATO içindeki iki önemli ama AB kurumsal merkezinin dışında duran aktörün birbirine daha fazla yakınlaşması. Nitekim anlaşma metininde NATO’nun “kolektif savunmanın temel taşı” olduğu ve Avrupa-Atlantik güvenliğinde işbirliğinin süreceği açık biçimde yazılı. Yani bu belge Londra-Ankara hattını, NATO’nun Avrupa sütunundaki dalgalanmalar karşısında daha görünür hale getiriyor.
Üçüncüsü de savunma sanayii ve jeopolitik koordinasyonun ekonomik mantıkla birleşmesi. İşte burası en kritik noktayı oluşturuyor. Çünkü Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkiler artık yalnızca diplomatik nezaket ilişkisinin dışına çıkıyor.
Başta ticaret olmak üzere, yatırım, serbest ticaret güncellemesi ve Typhoon hattı üzerinden somut bir zemine oturmuş durumda. Herkes yine ilkeler üzerinden konuşurken Türkiye, savunma sanayisi başta olmak üzere lojistik, teknoloji, eğitim, ihracat siparişleri ve tedarik zincirlerine kadar çok geniş bir perspektifte adım atıyor. Her zamanki gibi ekonomi, stratejiden utangaç biçimde içeri giriyor.
Türkiye-İngiltere ilişkilerinin son yıllardaki rolü
Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ilişkiler, özellikle Brexit sonrası ivme kazanarak istikrarlı bir yükseliş sergiledi. Sürecin köşe taşları ise şu şekilde gelişti:
- Ticaret Anlaşmaları: 29 Aralık 2020’de imzalanan ve 2021 başında yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması (STA), sanayi ürünlerinde gümrük vergilerini sıfırlayarak mevcut kazanımları korudu. 2025 ve 2026 yıllarında bu anlaşmanın kapsamını genişletmek ve güncel teknik engelleri aşmak için müzakereler yeniden başlatıldı.
- JETCO ve Stratejik İş Birliği: 2024 Londra görüşmelerinde imzalanan JETCO protokolü; teknoloji, enerji, ulaştırma ve yatırım gibi kritik sektörlerde derinlemesine bir eylem planı oluşturdu.
- Ticaret Hacmi: 2022’de 19 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024 itibarıyla 28 milyar sterlin seviyesine ulaştı. Birleşik Krallık, Türkiye’nin en önemli ihracat pazarlarından biri olma konumunu pekiştirirken, Türkiye de Birleşik Krallık’ın 16. büyük ticaret ortağı haline geldi.
- Güncel Durum: Mart 2026 verileri, Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye ihracatının 10 milyar sterlini aştığını göstererek ekonomik entegrasyonun güçlendiğini teyit etmektedir.
Birleşik Krallık tarafı ise 7 Mayıs 2025’te ticaret görüşmelerinin yeniden başlatıldığını duyurdu. Resmi açıklamaya göre ikili ticaret 2024’te yaklaşık 28 milyar sterlin seviyesindeydi ve Türkiye, Birleşik Krallık’ın 16. büyük ticaret ortağıydı.
Savunma boyutunda ise 25 Mart 2026’da iki ülke arasında Typhoon savaş uçakları için eğitim ve destek sözleşmesi imzalandı. İngiliz Savunma Bakanlığı bunu, Ekim 2025’te mutabık kalınan Typhoon anlaşmasının sonraki safhası olarak tanımlıyor; Türk pilot ve yer ekibinin Birleşik Krallık’ta eğitileceğini, elektronik harp ve bakım dahil kapsamlı destek sağlanacağını, bunun aynı zamanda Birleşik Krallık’ta on binlerce işi desteklediğini ve NATO’nun doğu kanadının hava gücünü güçlendireceğini söylüyor.
Bu verilerin toplamı şunu söylüyor: ilişkiler son yıllarda kötüleşmedi, tersine somutlaştı; önce ticaret ayağı kuruldu, sonra güncelleme müzakereleri açıldı, ardından savunma-sanayi ayağı derinleşti ve şimdi bunun üstüne siyasi-stratejik çatı kondu.
Neden Stratejik İş birliği?
Ortak açıklamada kapsamın güvenlik, savunma, ticaret, iklim, bilim-teknoloji, insani kalkınma ve çok taraflı koordinasyona kadar genişletilmesi, bunun sadece “iyi ilişkiler” açıklaması değil, çok boyutlu stratejik ortaklık dili olduğunu gösteriyor.
Ama burada bir nüans var. Stratejik ortaklığın derinlik boyutu. İmzalanan anlaşma bu aşamada ikinci kategoriye daha yakın. Yani ortak tehdit algısı + savunma sanayii işbirliği + diplomatik koordinasyon kombinasyonu. Henüz bir karşılıklı savunma taahhüdü ya da ortak komuta mimarisi yok.
Anlaşmanın Amacı ve Kimin Ne Kazanacağı?
Türkiye açısından en büyük kazanç, Batı içinde esnek ama işlevsel bir ortak kanal açılmasıdır. AB ile tam üyelik hattı donuk, ABD ile ilişkiler dönemsel gerilim üretiyor, Fransa ve bazı AB aktörleriyle savunma-siyasi çizgiler sık sık ayrışıyor.
Bu ortamda Birleşik Krallık, Türkiye için daha pragmatik bir partner sunuyor: daha az normatif baskı, daha fazla savunma-ticaret odaklı ilişki. Türkiye ayrıca savunma tedariki ve teknoloji erişimi, ekonomik derinleşme ve Orta Doğu ve Avrupa güvenliği denkleminde Londra ile ortak diplomatik kaldıraç olmak üzere üç ana kazanç peşinde.
Londra için ise Türkiye üç nedenle önemli: NATO’nun güneydoğu/doğu hattında askeri ağırlık merkezi, Orta Doğu, Karadeniz, Kafkasya ve Doğu Akdeniz’e erişim sağlayan jeopolitik düğüm, İngiliz savunma ihracatı ve sanayi üretimi için büyük Pazar.
Birleşik Krallık 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde güvenliği, sınırları, ekonomik güvenliği ve Britanya sanayisini aynı çerçevede ele alıyor. Savunma ihracatını salt ticari değil jeostratejik araç olarak kullanıyor. Typhoon anlaşması ve yeni çerçeve tam da bu çizgiye oturuyor.
Yani Londra, Türkiye üzerinden hem sanayi kazanıyor, hemittifak içi nüfuz üretiyor, hem de Orta Doğu dosyalarında etkisini artırıyor.
Türkiye-Birleşik Krallık İlişkisinin Geleceği ve Olası Senaryolar
İmzalanan anlaşmanın önümüzdeki günlerde yapılacak diğer anlaşmalarla şekilleneceği de düşünülecek olursa üç ana senaryonun gerçekleşmesi olası görünüyor.
Bunlardan ilki en iyimser olanı yani derinleşen stratejik ortaklık senaryosu. Eğer Typhoon süreci sorunsuz ilerler, serbest ticaret anlaması güncellemeleri sonuç verir ve Orta Doğu krizlerinde iki taraf koordinasyon üretebilirse bu belge birkaç yıl içinde düzenli liderler/dışişleri-savunma formatlarına, daha büyük ortak sanayi projelerine, istihbarat ve kriz yönetimi eşgüdümüne dönüşebilir.
Bu durumda anlaşma gerçekten “stratejik mimari” haline gelir. İkinci senaryo ise işlevsel ama sınırlı ortaklık ifade eden süreçtir. Şimdilik olasılığı en yüksek senaryonun bu senaryo olabileceği göz önüne alındığında beklentileri de yüksek tutmamak gerekiyor. Bu senaryoda ilişkiler güçlü kalır ama daha çok ticaret, savunma ihracatı ve bölgesel dosyalarda dönemsel koordinasyonla sınırlı olur.
Yani büyük laflar söylenirken, sahadaki pratikler seçici ilerler. Bu aynı zamanda İngiliz diplomasinin klasik uygulama biçimdir. Üçüncü senaryo ise konjoktüre bağlı olan siyasi tonu yüksek, ama etkisi düşük olan süreçtir. Eğer Gazze, Suriye, insan hakları, göç veya NATO içi önceliklerde ciddi ayrışma büyürse belge rafta durur ama ilişki asıl olarak ticaret ve savunma satışıyla yürür.
Böyle olursa “stratejik ortaklık” etiketi kalır, stratejik derinlik sınırlı kalır. Bu ihtimal de küçümsenmemeli; çünkü Ankara ile Londra’nın çıkarları örtüşse de siyasal yöntemleri her zaman örtüşmez. Bu anlaşmanın özü şu: Türkiye ile Birleşik Krallık birbirini artık sadece “iyi ilişki kurulan ülke” olarak değil, değişen Avrupa-Orta Doğu güvenlik denkleminde birbirine ihtiyaç duyan iki esnek güç olarak görüyor.
Belgenin asıl amacı, zaten büyüyen ticaret ve savunma ilişkisini daha üst düzey siyasi çerçeveye taşımak, Orta Doğu ve NATO ekseninde koordinasyonu artırmak ve iki ülkenin AB merkezli olmayan ama Avrupa güvenliğiyle bağlantılı yeni bir ortak eksen kurmasını sağlamak.

YORUMLAR