Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Ebubekir ELMALI
Ebubekir ELMALI

50+1 Başkanlık Sisteminin Devlet Aklı Üzerindeki Popülist Siyaset Baskısı

Türk siyasetinde, devletin uzun vadeli çıkarlarını koruma amacı güden “devlet aklı” ile siyasi aktörlerin kısa vadeli, popülist hedefleri arasındaki çatışma, tarih boyunca çeşitli krizlerde kendini göstermiştir.

Bu gerilim, siyaset biliminde “siyaset-devlet gerilimi” veya “bürokratik rasyonalite ile politik çıkarlar arasındaki çelişki” olarak tanımlanır.

Özellikle Max Weber’in bürokrasi teorisinde vurgulandığı üzere, bürokratik akıl nesnel, rasyonel ve süreklilik odaklı bir mantıkla işlerken; siyasi irade ise seçim kazanma, koalisyon kurma veya ideolojik hedefler gibi geçici dinamiklere tabidir.

Türkçe literatürde ise bu kavram, “devlet aklı ile siyasi irade çatışması” olarak sıkça anılır ve Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarında belirginleşir.

Günümüzde, 2025 yılında Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en somut örneklerden biri, terör örgütü PKK bağlantılı elebaşlarının olası serbest bırakılması tartışmasıdır.

50+1 çoğunluk kuralına dayalı başkanlık sistemi, iktidarın Kürt seçmenin yaklaşık yüzde 9’luk oyuna muhtaç hale gelmesiyle popülist adımları teşvik ederken; bürokratik kurumlar ve güvenlik yapıları, bu tür bir affın devlet bütünlüğünü ve uzun vadeli istikrarı tehdit edeceğini savunur.

Teorik Çerçeve: Devlet Aklı ve Siyasi İrade

Devlet aklı, ulus-devletin sürekliliğini, toprak bütünlüğünü ve ulusal güvenliği ön planda tutan kurumsal bir rasyonalitedir.

Max Weber’in Ekonomi ve Toplum adlı eserinde belirttiği gibi, bürokrasi “amaç-araç rasyonalitesi” ile çalışır: Kısa vadeli siyasi kazanımlar uğruna uzun vadeli riskler alınmaz.

Bu akıl, dış politika, güvenlik ve hukuk gibi alanlarda nesnel kararlar alır; örneğin, terörle mücadelede “raison d’état” (devlet aklı) ilkesi, popülist tavizleri reddeder.

Öte yandan, siyasi irade, demokrasinin doğal bir sonucu olarak seçim odaklıdır.

Popülizm burada devreye girer: Siyasi aktörler, marjinal seçmen gruplarını kazanmak için ideolojik veya duygusal hamleler yapar.

Türkiye’de 2017 Anayasa Değişikliği ile getirilen başkanlık sistemi, %50+1 kuralı nedeniyle bu gerilimi keskinleştirir.

İktidar, her seçimi kazanmak için koalisyonlar kurmak zorunda kalır; bu da Kürt seçmen gibi kritik blokları hedefler.

Ancak, bu popülist yaklaşım, bürokratik kurumların (örneğin TSK, MİT ve Adalet Bakanlığı) itirazıyla çatışır.

Literatürde bu, “politik popülizm ile bürokratik rasyonalite çatışması” olarak tartışılır ve örneğin, 1990’lar Türkiye’sinde faili meçhuller veya 2013-2015 çözüm sürecinde benzer gerilimler yaşanmıştır.

Güncel Bağlam: Terör Elebaşlarının Serbest Kalma Tartışması

2025 yılı, Türkiye’nin terörle mücadele tarihinin potansiyel bir dönüm noktasına işaret ediyor.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Nevruz mesajında örgüte silah bırakma çağrısı yapması, Suriye’deki PYD/YPG ile ateşkes anlaşması ve örgütün 12 Mayıs 2025’te fesih kararı alması, af tartışmasını alevlendirdi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Gündemimizde umut hakkı veya af yok” dese de, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Öcalan’a yönelik olumlu açıklamaları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Terörsüz Türkiye” vizyonu, popülist bir açılımı ima ediyor.

Bu tartışma, PKK bağlantılı mahkumların (yaklaşık 10.000 kişi) serbest bırakılması ihtimalini gündeme getiriyor.

Güvenlik kaynakları, affın “suça bulaşmamış” militanları kapsayabileceğini belirtirken, elebaşlarının (örneğin Cemil Bayık veya Mazlum Kobani) durumu belirsiz.

Tarihsel olarak, 2009’daki kısmi af gibi girişimler bürokratik dirençle karşılaşmıştı; bugün de benzer bir senaryo yaşanıyor.

PKK’nın 2015-2025 çatışmalarında 1.140’tan fazla militanın etkisiz hale getirilmesi, devletin sert tutumunu pekiştirmişti.

Ancak, Suriye’deki ateşkes ve örgütün fesih kararı, siyasi iradeyi “barış” söylemiyle motive ediyor.

Popülist Dinamik: %50+1 ve Kürt Seçmen Bağımlılığı

Başkanlık sisteminin %50+1 kuralı, iktidarı marjinal oylara bağımlı kılar.

2023 seçimlerinde Kürt seçmen (yaklaşık %9-10 oranında, ağırlıklı DEM Parti tabanı) belirleyiciydi; Erdoğan, bu bloğu kazanmak için “çözüm süreci” benzeri adımlar atmıştı.

2028 cumhurbaşkanlığı seçimi anketleri, benzer bir tabloyu işaret ediyor: SONAR ve Metropoll verilerine göre, Erdoğan’ın oyu %35-40 bandında gezinirken, İmamoğlu gibi muhalif adaylar Kürt desteğini artırıyor (Kürt seçmende İmamoğlu desteği %32’ye çıkmış).

Bu bağımlılık, af tartışmasını popülist bir araç haline getirir: Serbest bırakma, DEM Parti tabanını konsolide ederek %50+1’i aşmayı hedefler.


Av. Ebubekir ELMALI
Hukukçu

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER