Kolombiya hükümeti bir dönem kulağa hoş gelen bir umutla toplumun karşısına çıkmıştı.
Yıllarca ülkeyi kana bulayan, yüzlerce masum insanı katleden, bombalarla şehirleri yakıp yıkan Pablo Escobar ile “barış” yapılacaktı.
Anarşi bitecek, silahlar susacak, polisler, askerler artık şehit olmayacaktı. Uyuşturucu ticareti son bulacak,
Escobar teslim olup cezasını çekecekti. Kâğıt üzerinde bakıldığında her şey masum, her şey barışçıl görünüyordu.
Fakat olmadı. Olamazdı.
Devleti yıllarca karşısına almış bir suç örgütü lideri ile yapılan uzlaşma, daha ilk günden devletin otoritesini zedeledi.
Escobar’ın şartları kabul edildi, özel cezaevleri inşa edildi, dokunulmazlık alanları yaratıldı. Sonuç mu?
Şiddet bitmedi, uyuşturucu ticareti sona ermedi.
Devletin otoritesi, en karanlık yapılarla masaya oturmayı mubah gören bir anlaşmanın altında eridi.
Kolombiya toplumu çok acı bir ders öğrendi:
Bir teröristle, bir narko baronla, bir katille bir ülkenin geleceği pazarlık edilemez.
Barış kelimesi kulağa hoş gelse de, masanın diğer tarafında hukuk dışı bir yapı varsa, bu barışın adı teslimiyettir.
Bugün de benzer tartışmaların yaşandığı coğrafyalarda en temel gerçek değişmiyor:
Devletin görevi millet adına terörü yok etmek, teröristi meşrulaştırmamaktır.
Çünkü bir terör örgütünü masaya oturtmak, onu muhatap kabul etmek, sadece bugünü değil, yarınları da rehin verir.
Kolombiya’nın hatası tarih kitaplarına bir uyarı olarak düşülmüştür:
Şiddetle varlığını sürdüren hiçbir yapı, müzakere ile barış getirmez; sadece devleti kendi çizgisine çeker.
Devlet aklı terörü bitirir;
Pazarlık ise terörü büyütür.
Bilmem anlatabildim mi?
Av. Ebubekir ELMALI
HUKUKÇU

YORUMLAR