Uluslararası hukukun bugün karşı karşıya olduğu kriz, münferit ihlallerden ibaret değildir; hukukun norm olmaktan çıkarılıp siyasetin bir enstrümanına indirgenmesi sürecidir.
Donald Trump’ın Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak tanıması, bu dönüşümün sembolik bir eşiğidir. Karar, yalnızca Orta Doğu’daki bir sınır tartışmasını değil; güç ile hukuk arasındaki ilişkinin tersine çevrildiğini ilan etmiştir.
Verilen mesaj nettir: Meşruiyet artık metinlerden değil, fiilî güçten doğmaktadır; sahada da masada da belirleyici olan hukuk değil, kudrettir.
Yazımda da belirtmiştim:
Trump’ın Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak tanıması, yalnızca İsrail lehine alınmış bir karar değildir. Bu hamle, Orta Doğu’ya, Avrupa’ya ve özellikle Türkiye’ye yöneltilmiş açık bir diplomatik güç gösterisidir. Mesaj açıktır: Sahada da masada da patron benim.
Anlaşılan o ki ABD, bu “patronluk” meselesini zaman zaman yeniden hatırlatma ihtiyacı duyuyor.
Bunu bazen bir imza ile, bazen bir kararnameyle, bazen de açık askerî hamlelerle yapıyor.
Bugün aynı zihniyetle Venezuela üzerinden konuşuyoruz.
Hukukun Askıya Alındığı Yer…
Venezuela’ya karşı gerçekleştirilen saldırı, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4. maddesine açıkça aykırıdır.
Bu madde, devletlerin başka bir devletin egemenliğine karşı kuvvet kullanmasını kesin biçimde yasaklar.
Ancak mesele artık hukukun ihlal edilip edilmemesi değildir.
Mesele, hukukun yok sayılmasıdır.
Avrupa’nın büyük bölümü bu saldırıyı ya alkışladı ya da sessiz kalarak fiilen onayladı.
Bazı liderler ise diplomatik nezaket sınırlarını aşmayan, tarihe not düşmeyecek kadar kısık kınamalarla yetindi.
Bu tablo bize şunu göstermektedir:
Uluslararası hukuk, güçlüler için bağlayıcı bir norm olmaktan çıkmış; zayıflar için bir temenni metnine dönüşmüştür.
Bu Operasyon Gerçekte Kime Yapıldı?
Görünen hedef Venezuela’dır.
Gerçek hedef ise Venezuela’dan ibaret değildir.
Bu operasyon;
• Caracas’a değil, itiraz edebilecek tüm devletlere,
• Latin Amerika’ya değil, küresel güç dengesine,
• Maduro’ya değil, itaat etmeyen aktörlere yöneliktir.
ABD açıkça şunu söylemektedir:
“Golan’da yaptım. Kimse durduramadı.
Venezuela’da da yaparım.
Yine kimse durduramaz.”
Golan’dan Venezuela’ya Uzanan Aynı Mantık
Golan Tepeleri, hukuken Suriye toprağıdır.
Bu, yoruma açık bir mesele değil; uluslararası hukukun yerleşik kabulüdür.
Ancak ABD bu kabulü tanımamıştır.
Venezuela’da da tanımamaktadır.
Verilen mesaj aynıdır:
“Egemenlik, ancak benim tanıdığım sürece geçerlidir.”
Bu, bir istisna değildir.
Bu, yeni düzenin tanımıdır.
Türkiye Bu Tablonun Neresinde?
Bu güç gösterisinin Türkiye açısından taşıdığı anlam son derece açıktır.
ABD şunu hatırlatmaktadır:
• Müttefiklik eşitlik değildir,
• Hukuk mutlak güvence değildir,
• Sessizlik çoğu zaman rıza olarak okunur.
Golan’da sınırlar fiilen değiştirilebiliyorsa,
Venezuela’da bir devlet açıkça hedef alınabiliyorsa,
hiçbir ülke “uzakta” değildir.
Sonuç…
ABD bu hamlelerle tek bir cümle kurmaktadır:
“Kuralları ben koyarım.
Uymak zorunda olan sizsiniz.
İtiraz ederseniz, sıraya girersiniz.”
Bu bir dış politika tercihi değil;
hukukun yerine gücün ikame edildiği bir küresel düzen ilanıdır.
Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Hukukun sustuğu yerde, mesele kimin haklı olduğu değil,
kimin sırada olduğu olur.
Av. Ebubekir ELMALI
HUKUKÇU

YORUMLAR