Demokrasi, yalnızca sandıkta kullanılan oyların toplamından ibaret değildir; güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve en önemlisi özgür bir basın onun nefes borusudur.
Ne var ki son yıllarda, dünyanın birçok ülkesinde sağ popülist liderlerin yükselişiyle birlikte bu nefes borusu kademeli olarak daraltılmaya başlandı.
ABD’de Donald Trump’ın “fake news” söylemiyle başlattığı medya karşıtı kampanya, gerçekte yalnızca ABD’ye değil, tüm dünyaya yayılan bir siyasi yöntem haline geldi.
Trump’ın CNN’den The New York Times’a kadar pek çok kurumu hedef göstermesi, gazetecileri “halk düşmanı” ilan etmesi ve basını siyasi rakip olarak konumlandırması, popülist liderler için adeta bir el kitabı işlevi gördü.
Bugün Brezilya’dan Macaristan’a, Hindistan’dan Türkiye’ye uzanan çizgide sağ popülizmin ortak davranış biçimlerinden biri, basını itibarsızlaştırmak ve kontrol altına almak.
Bu liderler için basın; eleştiren, sorgulayan, hesap soran bir demokratik mekanizma değil, iktidarın yürüyüşünü yavaşlatan bir “engel” olarak görülüyor.
Bu nedenle medya organları doğrudan siyasi baskı ile, ekonomik ambargolarla, ilan kesme uygulamalarıyla veya iktidarın himayesinde kurulan düzenleyici-denetleyici kurumlar aracılığıyla kıskaca alınıyor. Basının sadece içeriği değil, varlık koşulları bile siyasetin gölgesinde tanımlanıyor.
Elbette medyanın kendisi de kusursuz değil. Reyting ve tıklanma ekonomisinin yönlendirdiği etik ihlaller, magazinleştirilmiş siyaset yorumculuğu, doğrulanmamış haberlerin dolaşıma sokulması gibi sorunlar, toplumun medyaya duyduğu güveni ciddi biçimde aşındırdı.
Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor:
Bu etik sorunlar basını kapatmanın, susturmanın veya tamamen iktidarın çizdiği kalıplara sokmanın gerekçesi olabilir mi?
Cevap açık: Hayır.
Bir medya kuruluşu yanlış yapabilir, taraflı olabilir, etik sınırları ihlal edebilir; fakat çözüm onu susturmak değil, rehabilite etmek, etik standartları güçlendirmek, bağımsız denetim mekanizmalarını geliştirmek ve medya okuryazarlığını artırmaktır.
Basının sorunlarına karşı refleks, otoriter bir kapatma ya da bastırma yöntemi olduğunda toplum uzun vadede çok daha ağır bir bedel öder: Eleştirisiz bir yönetim, hesap sormayan bir kamuoyu ve gerçeğin iktidar tarafından şekillendirildiği bir siyasal atmosfer.
Kapatma yerine onarımın tercih edilmesi, yalnızca basının değil, demokrasinin kendisinin rehabilitasyonudur.
Medya, toplumun aynasıdır; kırık olabilir, çatlak olabilir ama o aynayı parçalamak, gerçeği ortadan kaldırmaz. Aksine, karanlığa kapı aralar. Bugün popülist liderlerin basınla kurduğu çatışmacı ilişki, ülkelere kısa vadede siyasi güç kazandırsa da uzun vadede demokratik kurumları çürütür, kamusal tartışmayı daraltır ve toplumların eleştirel düşünme kapasitesini zayıflatır.
Geleceğin dünyası, basını düşmanlaştıran iktidarların değil, basın ile devlet arasındaki ilişkileri demokratik olgunlukla yöneten toplumların dünyası olacaktır.
Etik sorunlarla mücadele edilmelidir; evet. Ancak bunu yapmanın yolu medya alanını yok etmek değil, onu yenilemek, şeffaflaştırmak ve bağımsızlaştırmaktır.
Çünkü sözün değeri, yalnızca iktidarın gücüyle değil, özgürce konuşabilme hakkıyla ölçülür.
Av. Ebubekir Elmalı
HUKUKÇU

Başkanım medya, asker, polis, devlet memuru hakim ve savcılar eskiden bu kavramların ağırlığı ve saygınlığı vardı ama şimdi dönüp baktığımızda para mevki popülizm uğruna ve bunlara korkuyuda eklersek ne sayginliklari nede anlamları kaldı günümüzün en büyük sorunlarindan birini yarattılar kavramların içlerini boşalttılar bu kavramların içlerini tekrar eskisi doldurmak zor artık
Çünkü öyle bir nesil yetistiki cahil olduklarını bile bilmeyecekler bence en kötüsü bu YUCE ALLAH bu yüce milletin yaşantısını ve şuurunu düzeltsin inşallah