Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Zeydan Aydın
Zeydan Aydın

Ekonomide Asıl Mesele Faiz Değil, Güvendir

Türkiye ekonomisi yine önemli bir eşikten geçiyor.

Bir tarafta enflasyonla mücadele, diğer tarafta yüksek finansman maliyetleri, üreticinin artan giderleri, işletmelerin işletme sermayesi ihtiyacı ve vatandaşın her geçen gün daha dikkatli yapmak zorunda kaldığı harcamalar var.

Bugün Merkez Bankası politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tuttu. Ağustos ayında yıllık enflasyon yüzde 31,51’e geriledi. Ancak küresel enerji fiyatlarındaki hareketlilik ve jeopolitik gelişmeler, önümüzdeki dönem açısından yeni riskleri beraberinde getiriyor.

Bütün bu rakamlar elbette önemli.

Fakat ekonomiyi yalnızca rakamlardan ibaret görürsek, asıl meseleyi kaçırabiliriz.

Çünkü ekonominin gerçek yüzü bazen bir Merkez Bankası kararından çok daha uzakta; bir fabrikanın üretim planında, bir KOBİ’nin kredi arayışında, bir esnafın kasa hesabında, bir ihracatçının siparişinde ve bir gencin iş başvurusunda görülür.

Peki asıl mesele nedir?

Bana göre Türkiye ekonomisinin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri güvendir.

Güven varsa yatırım vardır.

Güven varsa üretim vardır.

Güven varsa girişimci önünü görebilir.

Güven varsa iş insanı yeni bir makine almayı, yeni bir çalışan istihdam etmeyi, yeni bir pazara açılmayı ve yeni bir yatırım yapmayı düşünür.

Ama belirsizlik arttığında herkes önce beklemeye başlar.

İş dünyasının en büyük maliyetlerinden biri de bazen faiz değil, öngörememektir.

Faiz elbette önemlidir

Burada bir yanlış anlaşılmaya da izin vermemek gerekir.

Faiz oranları iş dünyası için son derece önemlidir. Özellikle KOBİ’ler açısından finansmana erişimin maliyeti, işletmenin üretim kapasitesini doğrudan etkiler.

Fakat faiz tek başına bütün ekonomik tablonun açıklaması değildir.

Faizin düşmesi elbette önemlidir.

Ancak faiz düşerken enflasyon yeniden hızlanıyorsa, kur baskısı oluşuyorsa, enerji maliyetleri yükseliyorsa veya işletme gelecekte hangi maliyetle üretim yapacağını öngöremiyorsa sorun tamamen çözülmüş olmaz.

Bu nedenle Türkiye’nin ekonomi tartışmasını “Faiz kaç oldu?” sorusundan çıkarıp daha geniş bir zemine taşımamız gerekiyor.

Asıl soru şu olmalı:

Türkiye nasıl daha fazla üretecek, daha fazla yatırım yapacak, daha fazla ihracat yapacak ve daha fazla istihdam oluşturacak?

Çünkü ekonominin nihai ölçüsü istihdamdır

Bir ülkenin ekonomik başarısını yalnızca borsa endeksleriyle veya finansal göstergelerle değerlendiremeyiz.

Ekonominin insan hayatındaki karşılığı istihdamdır.

Bir işletme büyüyorsa yeni bir insanın hayatına dokunur.

Bir fabrika yeni yatırım yapıyorsa yeni bir aileye gelir kapısı açılır.

Bir girişimci işini büyütüyorsa genç bir insanın geleceğine katkı sağlar.

Bu nedenle ekonomik politikaların nihai hedeflerinden biri, üretim yapan ve istihdam sağlayan işletmelerin önünü açmak olmalıdır.

Türkiye’nin girişimcisine yalnızca “kredi kullan” demek yeterli değildir.

Onun yanında;

öngörülebilir bir ekonomi,

adil rekabet,

ulaşılabilir finansman,

hukuki güven,

nitelikli insan kaynağı,

ihracat imkanları

ve üretimi teşvik eden bir ortam da gerekir.

KOBİ’yi kaybedersek üretim zinciri zarar görür

Türkiye ekonomisinin en önemli damarlarından biri KOBİ’lerdir.

Büyük şirketler elbette ekonominin önemli aktörleridir. Fakat Anadolu’dan İstanbul’a, sanayi bölgelerinden küçük işletmelere kadar milyonlarca insanın geçimini sağlayan büyük bir ekonomik hareketlilik vardır.

Küçük ve orta ölçekli işletme yalnızca bir ticari işletme değildir.

Orada çalışan bir işçi vardır.

Onun ailesi vardır.

O işletmeden alışveriş yapan başka bir işletme vardır.

O işletmeye mal satan üretici vardır.

Nakliyecisi, muhasebecisi, tedarikçisi, teknik servisi vardır.

Yani bir KOBİ’nin ayakta kalması aslında ekonomik bir zincirin ayakta kalmasıdır.

Bu nedenle ekonomi politikalarında üretim yapan işletmenin sesi daha fazla duyulmalıdır.

Türkiye’nin yeni hedefi yalnızca büyümek olmamalı

Büyümek önemlidir.

Ama nasıl büyüdüğümüz daha önemlidir.

Borçlanarak mı?

Tüketerek mi?

Yoksa üreterek mi?

Türkiye’nin ihtiyacı, üretime dayalı, ihracat kapasitesini artıran, teknolojisini geliştiren ve istihdam oluşturan bir büyüme anlayışıdır.

Bunun için kamu, özel sektör, üniversiteler, meslek kuruluşları ve sivil toplum arasında daha güçlü bir istişare zemini kurulmalıdır.

İş dünyasının sahadaki tecrübesi ekonomi yönetimine ulaşabilmelidir.

Çünkü masa başındaki rakam ile sahadaki gerçeklik arasında zaman zaman fark oluşabilir.

Bu farkı azaltmanın yolu ise istişareden geçer.

Devletin görevi, iş insanının yerine geçmek değil; önünü açmaktır

Türkiye’nin girişimci insanı çalışmaktan kaçmıyor.

Üretmekten kaçmıyor.

Risk almaktan da kaçmıyor.

Asıl beklenti, emeğinin ve yatırımının karşılığını görebileceği bir ekonomik zemin.

Devletin görevi de burada büyük önem taşıyor.

Devlet; üreticinin yerine üretim yapmak değil, üreticinin üretmesini kolaylaştırmakla yükümlüdür.

Girişimcinin yerine girişimcilik yapmak değil, girişimcinin önündeki engelleri azaltmalıdır.

Ekonominin bütün aktörleri için güven veren, adil ve öngörülebilir bir zemin oluşturmalıdır.

Artık gündemi yalnızca seyretmek değil, katkı sunmak gerekiyor

İş dünyası olarak bizim de burada bir sorumluluğumuz var.

Sadece sorunları konuşmak yetmez.

Çözüm önerilerini de ortaya koymak gerekir.

Türkiye’nin her bölgesinde üretim yapan, ticaret yapan, istihdam sağlayan insanların görüşlerinin daha fazla duyulması gerektiğine inanıyorum.

Sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin ve iş dünyası temsilcilerinin görevi yalnızca taleplerini sıralamak olmamalı.

Sahadan doğru bilgiyi taşımak, sorunları doğru tarif etmek ve çözüm konusunda katkı sunmak da bizim sorumluluğumuzdur.

Son söz

Türkiye’nin önünde zor bir dönem olabilir.

Küresel ekonomide belirsizlikler var.

Enerji maliyetleri önemli bir risk oluşturuyor.

Enflasyonla mücadele devam ediyor.

Finansmana erişim hâlâ iş dünyasının temel gündemlerinden biri.

Ama Türkiye’nin güçlü bir üretim iradesi, girişimci bir insan kaynağı ve büyük bir ekonomik potansiyeli de var.

Bu potansiyeli harekete geçirmek için birbirimize güvenmek, kurallara güvenmek, ekonominin geleceğine güvenmek zorundayız.

Ben ekonomide çözümün yalnızca faiz oranlarında aranmasının doğru olmadığına inanıyorum.

Çünkü faiz bir ekonomik araçtır; güven ise ekonomik zemindir.

Zemin sağlam değilse en doğru araç bile beklenen sonucu vermeyebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece ucuz para değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı;

üreten, yatırım yapan, istihdam oluşturan ve geleceğini görebilen bir iş dünyasıdır.

Ve bunun temelinde de tek bir kelime vardır:

GÜVEN.



Zeydan AYDIN
TÜSKİAD Yönetim Kurulu ve Kurucu Genel Başkanı

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER