Suriye denildiğinde artık aklımıza üç kelime geliyor: savaş, göç ve terör. Fakat bu büyük hengâmenin içerisinde Türkiye’de neredeyse unuttuğumuz bir topluluk var: Suriye Türkmenleri. Üstelik onlar Suriye’ye dün gitmiş insanlar değil…
Bugünkü Türkmen varlığının ana gövdesi XI. yüzyıldan itibaren bölgeye gelen Oğuz-Türkmen topluluklarıyla şekillendi. Selçuklu çağında Halep ve Kuzey Suriye’de güçlenen Türk varlığı, Zengî, Eyyûbî ve Memlük dönemlerinde devam etti. Osmanlı hâkimiyetinde ise çeşitli Türkmen aşiretleri güvenlik, iskân ve üretim amacıyla Suriye’nin farklı bölgelerine yerleştirildi. 1918’de Osmanlı çekildiğinde Türkmenler başka bir ülkeye gitmedi; sınır onların üzerinden geçti. Osmanlı sonrasında Fransız mandası, ardından bağımsız Suriye ve özellikle Baas rejimi altında Türkmenler giderek Arap milliyetçiliğinin baskısı altında kaldı. Türkçe eğitim ve yayın imkânları ortadan kalktı, örgütlenmeleri sınırlandı, bazı köylerin isimleri Arapçalaştırıldı.
Türkiye Cumhuriyeti döneminde, Hatay meselesi, Soğuk Savaş, Şam’ın PKK’ya verdiği destek ve iki ülke arasındaki gerginlik Türkmenleri daha da hassas bir konuma itti. Beşşar Esad’ın 2000’de iktidara gelişi de bunu değiştirmedi.
Büyük kırılma ise 2011’de başladı. Türkmenlerin önemli bir bölümü rejim karşıtı gösterilere ve daha sonra silahlı muhalefete katıldı. 2012’den itibaren siyasi ve askerî örgütlenmeleri belirginleşti. Ancak bunun bedeli korkunç oldu.
Halep kırsalı, Bayırbucak/Türkmen Dağı, Homs, Hama ve Rakka çevresindeki Türkmen yerleşimleri savaşın cephelerine dönüştü. Rejim bombardımanları, 2015 sonrasında Rus hava saldırıları ve DEAŞ’ın hâkimiyet kurduğu bölgelerdeki şiddet binlerce Türkmeni evinden çıkardı. 2015-2016 saldırıları sırasında yalnız Bayırbucak’ta köyler tamamen boşaldı; binlerce insan Türkiye sınırına yığıldı. Türkiye, Kasım 2015’te Türkmen köylerinin yoğun biçimde bombalandığını resmen Moskova’ya bildirdi.
Türkmen siviller de öldürüldü; kadınların ve çocukların hayatını kaybettiği saldırılar yaşandı. Fakat burada bir yanlışın da önüne geçmek gerekiyor: Savaş boyunca kaç Türkmenin öldüğü veya kaçının göç ettiği konusunda güvenilir, etnik köken esaslı kapsamlı bir istatistik yok. Bu nedenle zaman zaman dile getirilen milyonluk kesin rakamları ihtiyatla karşılamak gerekiyor. Bildiğimiz şey, Türkmenlerin Türkiye’ye gelen ilk büyük mülteci dalgalarının önemli unsurlarından biri olduğu ve çok geniş bir nüfusun hem ülke içinde hem Türkiye’ye doğru yerinden edildiğidir.
Üstelik göç sadece evinizi kaybetmeniz değildir. Dilinizi, mahallenizi, mezarlığınızı, düğününüzü, komşuluk ilişkilerinizi de parçalar. Bayırbucak’ta Hatay ağzına, Halep çevresinde Kilis ve Gaziantep ağızlarına benzeyen Türkçeyi yüzyıllarca koruyan topluluklar bugün farklı ülkelere ve şehirlere dağılmış durumda. Daha önce Araplaşmış Türkmen toplulukları düşünüldüğünde, kültürel erime savaş sonrasında belki de askerî kayıplardan daha kalıcı bir tehlikedir.
Peki bugün?
Esad rejimi Aralık 2024’te çöktü ve Suriye yeni, fakat hâlâ son derece kırılgan bir döneme girdi. Mart 2025 tarihli anayasal bildiri bütün Suriyelilerin kültürel ve dilsel haklarını genel olarak güvence altına alıyor ve inanç ile ibadet özgürlüğünü tanıyor. Dolayısıyla çoğunluğu Sünni Müslüman olan Türkmenlerin bugün başlıca problemi dinlerini yaşayabilmeleri değil; kendi dilleri ve kimlikleriyle Suriyeli olarak yaşayabilmeleri.
Burada dikkat çekici bir eşitsizlik de var: Kürtlerin kültürel ve dilsel hakları Ocak 2026’da ayrıca Ahmed eş-Şara’nın kararnamesiyle tanındı; Türkmenler için henüz benzer özel bir düzenleme yapılmadı. Buna karşılık Temmuz 2026 itibarıyla yeni Halk Meclisi’nde dokuz Türkmen milletvekilinin bulunması umut verici bir gelişme.
Şimdi Türkmenlerin önünde çok basit görünen ama hayati sorular var: Köylerine dönebilecekler mi? Evleri ve toprakları geri verilecek mi? Türkçe eğitim görebilecekler mi? Kendi basınlarını, derneklerini ve kültür kurumlarını kurabilecekler mi? Gençleri Suriye’de kalmak için bir gelecek görebilecek mi?
Türkiye’de Suriye’yi yalnız terör, sınır ve mülteci meselesi olarak konuşmak kolay. Fakat sınırın hemen ötesinde, çocukları Türkçe ninnilerle büyümüş, mezar taşları ve köyleri o topraklarda duran bir halk var. Suriye Türkmenlerini yalnız başlarına bomba düştüğünde hatırlamak, aslında onları unutmanın başka bir biçimidir…
Dr. Murat Kaan Yıldız
Tarihçi

YORUMLAR