Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
KAAN YILDIZ
KAAN YILDIZ

30 Ağustos’un Unutulan Ordusu

30 Ağustos’un fotoğraflarında insanlar vardır. Mustafa Kemal Paşa’yı Kocatepe’de görürüz; subayları, piyadeleri, süvarileri görürüz. Fakat fotoğrafın biraz dışına çıktığımızda başka bir ordu belirir: atlar, katırlar, eşekler, öküzler, mandalar ve develer.

Onlar için madalya yoktur. İsimleri harp ceridelerine tek tek yazılmamıştır. Ama Büyük Taarruz’un topları, cephanesi, yiyeceği ve yaralıları büyük ölçüde onların sırtında ilerledi.

Rakam bile şaşırtıcıdır. 1922 Temmuzunun sonunda Batı Cephesi’nin Akşehir menzil hattındaki genel hayvan mevcudu “69 bin 974 baştı”. Bunların 31 bin 322’si beygir, 9 bin 712’si katır, 11 bin 881’i eşek, 8 bin 407’si öküz, 951’i manda, 6 bin 441’i deveydi. Ayrıca 1.260 kadana bulunuyordu. Başka bir ifadeyle Büyük Taarruz’a hazırlanırken Türk ordusunun arkasında, neredeyse orta büyüklükte bir şehrin nüfusu kadar hayvan hareket ediyordu.

Çünkü 1922’nin savaşı henüz motorların savaşı değildi…

Yunan ordusu otomobil ve kamyon bakımından Türk ordusundan üstündü. Türk ordusunun önemli avantajlarından biri ise süvarisiydi. Mustafa Kemal bunun farkındaydı ve takip harekâtında süvarinin sağlayacağı süratin önemini özellikle gözetmişti. Fahrettin Altay’ın 5. Süvari Kolordusu Büyük Taarruz öncesinde yaklaşık 10 bin ere karşılık “9 bin 480 hayvana” sahipti. Bazı birliklerde neredeyse her askerin yanında bir başka canlı daha savaşa gidiyordu.

Fakat at sahibi olmak yetmiyordu.

At yemek isterdi…

Bir asker birkaç yüz gram ekmekle günü çıkarabilirdi; bir topçu atının günlük ihtiyacı ise kilogramlarla ölçülüyordu. Dönemin hesaplarında ağır hizmet gören bir beygir için yaklaşık yedi kilo arpa ile beş kilo saman gibi miktarlardan söz edilir. On binlerce hayvan için bunu her gün bulmak, depolamak ve cepheye ulaştırmak başlı başına bir askerî harekâttı. Taarruz yaklaşırken hayvanların mümkün olduğunca çayırda otlatılmasıyla stokların korunmaya çalışılması bile planlamanın parçasıydı.

Bir de ayakları vardı.

Bugün bir tankın paleti kırıldığında ne oluyorsa 1922’de bir süvari atının nalı düştüğünde benzer bir sorun ortaya çıkıyordu. Üstelik yalnız atlar değil; katırlar, eşekler hatta öküzler için bile uygun nal gerekiyordu.

İşte Büyük Taarruz’un belki de en tuhaf ve en güzel hikâyelerinden biri burada başlar.

Konya’da bir “Nalbant Mektebi” kurulmuştu.

Mustafa Kemal Paşa, 3 Nisan 1922’de bu okulun ikinci devre mezunlarının diploma törenine bizzat katıldı. Elli nalbant ustası yetişmişti ve bunların önemli bölümü birkaç ay sonra taarruza katılacak birliklere gönderilecekti. Mustafa Kemal’in Büyük Taarruz hazırlıkları denildiğinde akla haritalar, toplar ve generaller gelir; fakat Başkomutan’ın hazırlık programında nalbant yetiştiren bir okulun mezuniyet töreni de vardı.

Daha çarpıcısı, okulun nal yapacak demiri bile her zaman bulamamasıydı.

Demir sıkıntısı artınca tamirhanedeki kullanılmaz durumdaki bir kamyonun şasesinden “30 demir blok sökülüp eritildi”. Bunlardan nal ve mıh üretildi. 1922 boyunca okulda farklı hayvanlar için 119 binden fazla nal takımı ve “1 milyon 724 binden fazla mıh” imal edildi. Bir bakıma Büyük Taarruz’a giden yol, yalnız cephane fabrikalarından değil, kızgın demirin dövüldüğü nalbant ocaklarından da geçiyordu.

Hayvanların da hastaneleri vardı.

Askerî veteriner teşkilatı; yaralanan, hastalanan veya artık yürüyemeyen hayvanları tedavi etmeye çalışıyordu. Arşiv kayıtlarında solunum hastalıklarından sindirim sorunlarına, ayak yaralarından ruama kadar uzun listeler vardır. Ağır yük altında çalışan hayvanlarda koşumların vücuda sürtünmesiyle açılan yaralar önemli bir problemdi. Henüz iyileşmemiş hayvanların yeniden hizmete sokulması ise yaraların tekrar açılmasına neden oluyordu. Nal bulunamadığında birlikler eski demir parçalarından nal yapmaya çalışıyordu.

Bütün bunların yanında kağnı öküzlerini de unutmamak gerekir…

Cephe gerisinden mühimmat ve erzak taşıyan kolların önemli bölümü motorlu değildi. Öküz arabaları, katırlar, eşekler ve develer kötü yollarda, yaz sıcağında ve gece soğuğunda ordunun arkasındaki görünmez damarları oluşturuyordu.

Cephedeki asker tüfeğini ateşleyebilmişse, o merminin son kilometrelerinden birini bir öküz arabasında geçmiş olma ihtimali hiç de küçümsenecek gibi değildi…

30 Ağustos Zaferi’nin ardında, ordunun yükünü taşıyan hayvanların da unutulmaması gereken büyük bir payı vardır…


Dr. Murat Kaan Yıldız
Tarihçi

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER