Temsili demokrasilerde seçmen yalnızca bir kişiye oy vermez. Bir siyasi anlayışı, bir programı ve bir mücadeleyi de sandıkta tercih eder. Bu nedenle seçilmiş bir belediye başkanının veya milletvekilinin partisinden istifa etmesi demokratik hakkıdır. Ancak seçildiği partiden ayrılıp başka bir partiye geçmesi, özellikle de iktidar saflarına katılması, yalnızca bireysel bir tercih olarak değerlendirilemez.
Çünkü ortada artık sadece bir siyasetçinin fikir değişikliği değil, seçmenin verdiği temsil yetkisinin farklı bir siyasi adrese taşınması vardır.
Son dönemde bunun en dikkat çekici örneklerinden biri Yeniden Refah Partisi’nde yaşandı. Seçilen 63 belediye başkanından yaklaşık 30’unun iktidar partisine geçmesi daha ilginci ise ana muhalefet partisi seçilenlerinin de iktidar partisi kapısına koşması yalnızca bir parti içi çözülme olarak okunamaz. Aynı zamanda seçmenin sandıkta ortaya koyduğu iradenin seçimden sonra farklı bir siyasi iradeye taşınabildiğini gösteren önemli bir göstergedir.
Hukuken bunun önünde bir engel olmayabilir. Ancak siyaset yalnızca hukuktan ibaret değildir. Siyasi ahlak, hukukun sustuğu yerde konuşur.
Bir siyasetçi artık seçildiği siyasi çizgiyi temsil etmediğine inanıyorsa elbette ayrılabilir. Fakat başka bir partinin rozetiyle görevine devam etmesi, aldığı yetkinin kaynağı olan seçmeni devre dışı bırakır. Doğru olan, görevinden de ayrılarak yeniden milletin hakemliğine başvurmaktır. Sandık kimi haklı görüyorsa yoluna onunla devam eder.
Aslında bu tablo yalnızca parti değiştirme meselesi değildir. Aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin zorunlu kıldığı yüzde 50+1 siyasetinin de önemli bir sınavıdır. Bu sistem, farklı siyasi partileri seçim kazanabilmek adına ittifak kurmaya mecbur bıraktı. Amaç, farklı toplumsal kesimleri temsil eden partilerin ortak bir siyasal zeminde buluşması ve seçmene güçlü bir alternatif sunmasıydı.
Ne var ki zaman içinde görüldü ki birçok ittifak, ortak bir siyasal kültür ve kurumsal dayanışma üretemedi. Seçim döneminde aynı hedef için bir araya gelen aktörler, seçim sonrasında merkezi iktidarın siyasal çekim gücü karşısında dağılmaya başladı. Böylece ittifaklar, farklı siyasi kimliklerin birlikte var olduğu yapılar olmaktan uzaklaşıp, merkezi iktidarın etkisi altında eriyen geçici seçim organizasyonlarına dönüştü.
Siyaset sosyolojisi açısından bu durum, yalnızca bireysel parti değişiklikleriyle açıklanamaz. Bu, aynı zamanda 50+1 üzerine inşa edilen ittifak siyasetinin kurumsallaşamadığını gösteren yapısal bir sorundur. İttifaklar seçim kazandırmış olabilir; ancak kendi siyasal aidiyetini ve temsil gücünü koruyamıyorsa, seçmenin kurduğu güven ilişkisi de zamanla aşınır. Çünkü seçmen, sandıkta desteklediği siyasi iradenin birkaç ay sonra bambaşka bir siyasi merkezin parçası hâline gelmesini değil, temsil ettiği ilkeler doğrultusunda varlığını sürdürmesini bekler.
Demokrasi yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Demokrasi, seçimden sonra da seçmenin iradesine sadık kalabilmektir. Seçmenin verdiği yetki kişisel bir mülk değil, belirli ilke ve değerler adına taşınan geçici bir emanettir. O emanet, seçmenin onayı alınmadan başka bir siyasi adrese devredildiğinde hukuken meşru görülebilir; ancak siyasal meşruiyeti tartışmalı hâle gelir.
İttifaklar seçim kazanmak için kurulabilir. Ancak seçim biter bitmez dağılıyor ve aktörleri merkezi iktidarın doğal uzantısına dönüşüyorsa, ortada yalnızca parti değiştirme değil, ittifak siyasetinin de ciddi bir güven ve temsil krizi vardır.
Siyasette onur sadece halk tarafından bahşedilen makamı korumakla değil, emaneti sahibine iade edebilmekle ölçülür. Seçildiği siyasi kimliği terk edenlerin yapması gereken, önce o makamdan ayrılmak, sonra yeni siyasi kimliğiyle yeniden milletin huzuruna çıkmaktır. Çünkü gerçek meşruiyet, iktidarın sağladığı güçten değil, sandığın verdiği yetkiden doğar.
Av. Ebubekir ELMALI
HUKUKÇU

YORUMLAR