Geçtiğimiz günlerde Erzurum milletvekilimiz, hemşehrilerimizin son yıllarda sıkça dile getirdiği “sahipsiz şehir” serzenişlerine cevap verdi.
Dedi ki:
“Erzurum neden sahipsiz olsun? Aslan gibi milletvekilleri var, belediye başkanları var, valileri var, kaymakamları var.”
Doğrusu bu ifadeyi duyunca aklıma çocukluğumuzda okuduğumuz La Fontaine masalları geldi.
Çünkü aslan denince insanın zihninde ister istemez ormanın kralı canlanıyor.
Ancak ben o masallarda bazı şeylere hiç rastlamadım.
Mesela hızlı koşması gereken bir iş için KPSS’den yüksek alan tavşanın mülakatta eleyip yerine kaplumbağayı seçen bir aslan görmedim
Ya da tazının tavşanı yakalaması için kurtlarla birlikte plan yapan bir aslan hatırlamıyorum.
Ormanda çalışan kekliklerin emeğini sömürmek için kurtlarla ve çakallarla iş tutan bir aslana da denk gelmedim.
Ya da görev için okuyan çabalayan ancak atanamayan öğretmen için kılını kıpırdatmayan bir kral aslan okumadım.
Hak edenin değil, güçlü olanın kazandığı bir düzen kuran aslanlar yoktu o hikâyelerde.
Çünkü masallardaki aslanlar kusurlu olsalar da en azından adaletin, düzenin ve sorumluluğun sembolü olarak anlatılırdı.
Ama madem masallardan bahsediyoruz, gelin Erzurum’un meşhur müjdelerine de bakalım.
Masallarda prensler bir gün gelir, beklenen kapıları açardı.
Bizde ise bazı kapılar yıllardır açılmayı bekliyor.
Hızlı trenin ilk müjdesinin üzerinden dört bin günden fazla geçti.
Yani on iki yıldan uzun bir süre…
Tramvay müjdesi ise neredeyse hızlı tren kadar kıdemli bir müjde hâline geldi.
Palandöken Tüneli’nin müjdesinin üzerinden yaklaşık yedi yıl geçti.
Müjdeler yaşlanıyor…
Takvimler değişiyor…
Gençler üniversiteyi bitiriyor…
İş bulamadığı için başka şehirlere göç ediyor…
Ama bazı projeler hâlâ bir masalın parçası olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşemiyor.
Doğrusu ben La Fontaine’in masallarında bile on iki yıldır bekleyen hızlı tren, yedi yıldır bekleyen tünel, nesilden nesile aktarılan tramvay müjdesi görmedim.
Dedim ya…
Bunlar hep masal.
Fakat vatandaş “sahipsiz şehir” derken aslında makamların boş olmasını kastetmiyor.
Herkes Erzurum’un milletvekillerinin, belediye başkanlarının, valisinin, kaymakamlarının olduğunu biliyor.
Sorulan soru başka:
Bu şehir için kim gerçekten mücadele ediyor?
Kim gençlerin göç etmemesi için uğraşıyor?
Kim yatırımın Erzurum’a gelmesi için kapı kapı dolaşıyor?
Kim işsizliğin, yoksulluğun ve umutsuzluğun üzerine kararlılıkla gidiyor?
Kim Erzurum’un sesini Ankara’da gerektiği kadar duyurabiliyor?
Çünkü mesele tabelalarda yazan unvanlar değil.
Mesele, o unvanların şehre ne kadar değer ürettiği.
Belki de Erzurum’un ihtiyacı kendisini ormanın kralı gören aslanlardan daha fazlasıdır.
Belki de bu şehrin ihtiyacı; sürekli aslan payını isteyenlere değil, ormanın bir parçası olduğunu bilenlere, halkın içinde yaşayanlara, ekolojik dengeyi koruyanlara, güçten değil adaletten yana duranlara sahip olmaktır.
Çünkü gerçek sahiplik tepeden bakmakla olmaz.
Gerçek sahiplik, esnafın dükkânında oturabilmekle, işsiz gencin derdini dinleyebilmekle, emeklinin sofrasındaki eksilmeyi hissedebilmekle olur.
Aslan olmak kolaydır.
Zor olan şehrine hizmetkar olmaktır.
Ve şehirler, kendilerini kral sananlarla değil; kendilerini hizmetkâr görenlerle büyür.
Ben karşımda kendini aslan kral görüp halkı tavşan gören siyasetçi değil, kendini halka adayan ve halkını aslan gören bir siyasetçi görmek isterim
Ya siz ?
Neyse dedim ya hepsi masal bunların. Gökten üç elma düşmüş üçüde kral aslanın kucağına….
Elmalardan bize de nasip olur mu ? O da kral aslanın vicdanına…
Av. Ebubekir ELMALI
HUKUKÇU

YORUMLAR