Kovid döneminde dünya ekonomisi adeta para yağmuruna tutuldu.
Merkez bankaları trilyonlarca dolar bastı. Faizler sıfıra yaklaştırıldı. Krediler dağıtıldı. Ekonomiler ayakta tutuldu ama bunun bir bedeli vardı.
O bedel bugün önümüze çıkıyor.
Çünkü piyasalar uzun zamandır gerçek değerleri değil, bol ve ucuz paranın oluşturduğu yapay değerleri fiyatlıyordu.
Bir evin değeri artmıyordu; paranın değeri düşüyordu.
Bir arsa daha verimli hale gelmiyordu; piyasadaki likidite onu yukarı taşıyordu.
İnsanlar daha fazla üretmiyor, daha fazla çalışmıyor, daha fazla ihracat yapmıyordu. Buna rağmen servetler büyüyordu.
Şimdi ise madalyonun diğer yüzüyle karşı karşıyayız.
Ucuz para dönemi sona eriyor. Faizler yükseliyor. Krediye erişim zorlaşıyor. Likidite daralıyor.
Ve doğal olarak şişen balonlar yavaş yavaş inmeye başlıyor.
Bu durum bazı çevrelerde paniğe neden oluyor. Oysa yaşanan şey bir çöküşten çok normalleşmeye benziyor.
Bugün konut fiyatlarının yüzde elli düşmesini beklemek gerçekçi olmayabilir. Ancak yüzde kırk enflasyonun olduğu bir ülkede konut fiyatlarının iki yıl boyunca yerinde sayması da fiilen ciddi bir değer kaybı anlamına gelir.
Fiyat etiketi değişmez.
Ama servetin satın alma gücü azalır.
İşte bu nedenle önümüzdeki yıllarda emtiadan gayrimenkule kadar birçok piyasada nominal değil, reel düzeltmeler görebiliriz.
Belki de asıl önemli soru şudur:
Kovid sonrasında para basılarak yaratılan yapay zenginlik dönemi sona ererken, yıllardır fakirleşen orta direk yeniden eski yerine dönebilecek mi?
Çünkü sağlıklı ekonomilerde servet; sadece ev fiyatları yükselirken oluşmaz.
Servet üretimle oluşur.
Yatırımla oluşur.
Emekle oluşur.
Şişen balonlar inerken aslında kaybedilen şey zenginlik değil, zenginlik yanılsaması olabilir.
Av. Ebubekir ELMALI
HUKUKÇU

YORUMLAR