Milli Mücadele’nin yol haritasının çizildiği Erzurum Kongre Binası’ndaki 322 eserin Ankara’ya götürüleceği açıklandı.
Açıklamaya bakarsanız mesele basit.
“Geçici.”
Türkiye’de bazı kelimeler vardır ki insan duyunca ister istemez cüzdanını, tapusunu ve aile albümünü kontrol eder.
Bunlardan biri de “geçici”dir.
Çünkü bu ülkede geçici denilen nice şeyin kalıcı olduğunu gördük.
Şimdi Erzurumlu soruyor:
“Bu eserler geri gelecek mi?”
Sorulması gereken soru da budur zaten.
Çünkü mesele birkaç tablo, birkaç hat eseri, birkaç heykel meselesi değildir.
Mesele şehrin hafızası meselesidir.
Şehirler sadece betonla, asfaltla, nüfus rakamlarıyla var olmaz.
Şehirleri şehir yapan şey kültürel bağlarıdır.
Hatıralarıdır.
Sembolleridir.
Hafızalarıdır.
Bir şehrin hafızasını yavaş yavaş başka yerlere taşırsanız, geriye sadece coğrafya kalır.
Ruh kalmaz.
Kimlik kalmaz.
Aidiyet kalmaz.
Erzurum STK’ları ?
Erzurum bugün Türkiye’nin en güçlü tarihi şehirlerinden biri olmasına rağmen yıllardır başka bir sorunla mücadele ediyor:
Siyasi ağırlık eksikliği.
Daha doğrusu etkili lobi eksikliği.
Çünkü bu ülkede bazen haklı olmak yetmiyor.
Masada temsil edilmek gerekiyor.
Ankara’da sesinizin çıkması gerekiyor.
İşte tam da bu noktada insan dönüp bazı kurumlara bakıyor.
Federasyonlara.
Derneklere.
Vakıflara.
STK’lara.
Yıllardır Erzurum adına konuştuğunu söyleyen yapılara…
Ve ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu kurumlar tam olarak ne işe yarıyor?
Her yıl onlarca yemek.
Yüzlerce protokol fotoğrafı.
Bitmek bilmeyen nezaket ziyaretleri.
Açılışlar.
Kokteyller.
Plaketler.
Ama Erzurum’un kültürel mirasını ilgilendiren böylesine önemli bir konuda ortada ciddi bir refleks görebiliyor muyuz?
Maalesef hayır.
Federasyonculuk oynamakla lobicilik yapmak aynı şey değil.
Ankara’da Erzurumlu görünmek başka şeydir.
Erzurum’un hakkını savunmak başka.
Bugün ortaya çıkan tabloya bakınca bazı sözde temsil kuruluşlarının karnesine gönül rahatlığıyla “zayıf” yazılabilir.
Çünkü iyi günlerde fotoğraf vermek kolaydır.
Kurduğunuz karton kürsülerde birbirinizi ağam-paşam diye methetmeniz kolay..
Mesele zor zamanda masaya yumruğu vurabilmektir.
Mesele şehrin hakkını takip etmektir.
Mesele gerektiğinde iktidara da bürokrasiye de aynı kararlılıkla soru sorabilmektir.
Fakat yıllardır bazı yapıların asıl görevinin Erzurum’u temsil etmekten çok, iktidarın yerel arka bahçesi gibi davranmak olduğu yönündeki eleştiriler giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Belki de bugün yaşanan tartışma bunun sonucudur.
Çünkü güçlü şehirlerin güçlü lobileri vardır.
Güçlü lobiler sadece yatırım getirmez.
Kültürünü de korur.
Hafızasını da korur.
Değerlerini de korur.
Kimse yanlış anlamasın.
Kimse restorasyona karşı değil.
Kimse eserler korunsun, güçlendirilsin, restore edilmesin demiyor.
Sorulan soru çok basit:
Madem Erzurum Türkiye’nin en önemli tarih şehirlerinden biri…
Madem bu eserler Erzurum’un kültürel hafızasının bir parçası…
O halde neden Erzurum’da korunamıyor?
Neden Erzurum’da muhafaza edilemiyor?
Neden Erzurum’da sergilenemiyor?
Ve en önemlisi…
Bu eserlerin geri döneceğine dair kim, hangi tarihte, hangi hukuki güvenceyi veriyor?
Çünkü mesele 322 eser değildir.
Mesele Erzurum’un kendisidir.
Bir şehir, hafızasını kaybetmeye başladığında önce sessizleşir.
Sonra küçülür.
Sonra unutulur.
Erzurum’un ihtiyacı olan şey ise tam tersidir.
Daha güçlü bir ses.
Daha güçlü bir temsil.
Daha güçlü bir lobi.
Ve memleketinin değerlerine sahip çıkacak daha güçlü bir irade.
Sosyal medyada ben varım falan başkan sen nerelerdesin diye ergen muhabbeti ile sosyal medya fenomenliğine soyunan koca koca adamlara sesleniyorum;
322 Eser Erzurumdan Ankara taşınıyor falan filan başkan sen hangi taraftasın?
Av. Ebubekir ELMALI
HUKUKÇU

YORUMLAR