Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Filiz Koç Konca
Filiz Koç Konca

Türkiye Yüzyılı’nda emeklilikte tarihe takılmamalı! Sosyal güvenlikte reform şart!

Türkiye yeni bir emeklilik modelini konuşuyor. Gazeteci Şamil Tayyar’ın, prim ve hizmet süresini esas alan adil bir modele ihtiyaç olduğunu vurgulayan paylaşımı, bu tartışma açısından kıymetli. Bu yaklaşım, Kademeli Emeklilik Federasyonu’nun savunduğu çözümün temel ilkeleriyle örtüşüyor.

Beklenti açık: Türkiye Yüzyılı’nda sosyal güvenlik sistemi, emeği karşılıksız bırakmayan, vatandaşına geleceğini planlama imkânı veren kapsamlı bir reforma kavuşmalıdır.

Çünkü bugün birbirinden farklı görünen pek çok mağduriyetin ortak bir kelimesi var: TARİH.

Esnafın meslek odasında kaydı var, yıllarca çalışmış; ancak o döneme ait Bağ-Kur tescili yok. Çalıştığı yılların emeklilik hesabında karşılığını arıyor.

Stajyerin, çırağın elinde sigorta kartı var. Çocuk yaşta işyerine girmiş, meslek öğrenmiş, üretime katılmış. Fakat o başlangıç, emekliliğe esas sigorta başlangıcı kabul edilmiyor.

Askerlik, sigorta başlangıcından önce yapılmış olsa da borçlanılabiliyor. Doğum borçlanmasında ise annenin doğumdan önce sigortalı olması aranıyor. Askeri dünyaya getiren annenin emeği için de sigorta öncesi doğumları kapsayan adil bir borçlanma hakkı neden kurulmasın?

8 Eylül 1999 ve öncesinde emekliliğe esas sigorta başlangıcı bulunanlar, ilgili prim ve hizmet koşullarını tamamladıklarında EYT düzenlemesinden yararlanabiliyor. Bu tarihten sonra başlayan kişi ise emekli olmuş akranından daha fazla çalışmış, daha çok prim ödemiş olsa bile yıllarca bekleyebiliyor.

Türkiye Yüzyılı’nda, primi fazlasıyla tamam olan insanlar işe girişleri yüzünden emeklilikte tarihe takılıyor.

Böyle bir tabloyu yalnızca mevzuat farklarıyla açıklamak yetmez. Vatandaşın verdiği emeğin karşılığını neden alamadığını da açıklamak gerekir.

Bu hâliyle sistem, adil bir emeklilik modelinden uzaklaşıp SGK’nın mağdur biriktirme modeline dönüşüyor.

Sosyal devletin sorumluluğu, bu mağduriyetleri kalıcı çözümlerle gidermektir.

İlk işe giriş tarihi, insanın her zaman kendi iradesiyle belirleyebildiği bir tarih değildir. Kimi eğitimine devam eder; lisans, yüksek lisans, doktora derken çalışma hayatına daha geç katılır. Kimi iş arar ama bulamaz. Kimi depremde, selde bütün düzenini kaybeder. Kimi hastalıkla mücadele eder.

Kadınlar açısından buna aile baskısı, çocuk ve hasta bakımı, ev içindeki sorumluluklar da eklenir. Çalışmasına izin verilmeyen veya ailesinin bakım yükünü üstlenen bir kadının geç sigortalı olması, hayatı boyunca taşıyacağı bir emeklilik cezasına dönüşmemelidir.

İşe giriş tarihi geçmişin değerlendirilmesinde bir ölçü olabilir. Ancak emeklilik hakkını keskin biçimde ayıran temel dayanak olmamalıdır. Esas olan; kişinin doğum yılı, ödediği prim, fiilî hizmeti ve çalışma koşulları arasında adil bir denge kurmaktır.

Doğum yılına göre dengeli bir kademe kurulmalı; prim ve hizmetin karşılığı güçlendirilmeli; gerekli koşulları tamamladıktan sonra kayıtlı çalışmaya devam eden kişi, ilave emeğinin aylığına katkısını görebilmelidir.

Vatandaş, bugün emekli olduğunda alacağı tahmini aylığı da bir yıl daha çalışmasının sağlayacağı artışı da önceden hesaplayabilmelidir. Standart prim koşulunun üzerine çıkan hizmet, açık ve mali karşılığı hesaplanmış bir ödüllendirme mekanizmasıyla aylığa yansımalıdır.

Emekli olduktan sonra çalışmayı sürdürenler için de ilave primin aylığa katkı sağlayabileceği, kuralları baştan belli bir seçenek oluşturulmalıdır.

İnsan sisteme katkı sundukça karşılığını görebilmeli; emekliliğini söylentilere ve yeni yasa beklentilerine göre yaşamamalıdır.

Kademe de bu reformun kuşaklar arasındaki adaletini sağlamalıdır.

1999–2008 arasında ilk defa sigortalı olanların, kendilerinden önceki EYT’li akranlarıyla aralarında oluşabilen 17–20 yıllık fark giderilirken, 2008 sonrasında başlayanlar yeni bir mağduriyetin içine bırakılmamalıdır.

9 Eylül 1999 ve sonrasının tamamını kapsayan, yeni uçurumlar oluşturmayan bir formül kurulmalıdır.

Bu formül hazırlanırken Türkiye’nin istihdam koşulları da görülmelidir. Ellili yaşlarında işini kaybeden insanın yeniden iş bulmakta yaşadığı güçlük ortadayken, emekliliği yalnızca 60–65 yaş sınırları üzerinden tasarlamak yeterli değildir.

Çalışandan belirli bir yaşa kadar prim bekleyen sistem, o yaşa kadar işte kalabilmenin koşullarını da hesaba katmalıdır. İş bulamayan, emekli olamayan, gelirsiz kalan insanın arada geçirdiği yıllar görmezden gelinemez.

Emeklilik; insanın dinlenebildiği, ailesine zaman ayırabildiği ve yıllarca verdiği emeğin karşılığıyla hayatını sürdürebildiği bir dönem olmalıdır. Sağlıklı geçirilen yıllar, mesleki yıpranma ve yaşam kalitesi, reformun hesabına mutlaka dâhil edilmelidir.

Elbette sistemin sürdürülebilirliğini korumak zorundayız. Devletimizin mali gücü ve gelecek kuşakların sosyal güvenliği hepimizin sorumluluğudur. Bunun için önerilerimizin maliyetini hesaplamalı; kayıtlı istihdamı ve prim gelirlerini artıracak teşvikleri birlikte kurmalıyız.

Daha çok çalışanın, daha çok prim ödeyenin karşılığını gördüğü bir sistem; vatandaşın güvenini de güçlendirir.

Dün EYT vardı, bugün ETT var. Yarın başka isimlerle milyonlarca yeni mağdurun ortaya çıktığı bir düzeni sürdürerek Türkiye Yüzyılı’nın sosyal güvenlik hedeflerine ulaşamayız.

Artık her dönemde yeni bir mağduriyet başlığı açılmasını önleyecek bir reforma ihtiyacımız var.

Türkiye Yüzyılı’nda vatandaşın emeği değer bulmalı, emekliliği tarihe takılmamalıdır.



Filiz KOÇ KONCA
Kademeli Emeklilik Federasyonu Başkanı | Emeklilikte Tarihe Takılanlar Derneği Başkanı

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER