Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Mehmet Arif ÖNALAN
Mehmet Arif ÖNALAN

Dikey Kadraj Dünyayı da mı Daralttı?

Ekrana düşen ilk tanık

Artık hayatın içinde yeni bir refleks var.

Kaza oluyor, telefon çıkıyor. Kavga oluyor, telefon çıkıyor. Birisi sokakta fenalaşıyor, telefon çıkıyor. Sel, yangın, tartışma, toplu taşımada yaşanan tuhaf bir an… Önce biri telefonu kaldırıyor, sonra görüntü sosyal medyaya düşüyor, ardından haber merkezlerinin ekranına geliyor.

Bunu küçümseyemeyiz.

Yıllarca profesyonel kameranın arkasında çalıştım. Bugün dijital haber tarafında, cep telefonuyla çekilmiş görüntülerin haber akışındaki yerini de görüyorum. Bazen kameramanın yetişemediği yerde o telefon, yaşananların tek tanığı oluyor.

Ama başka bir mesele var.

Görüntü hızlı geliyor. Çoğu dikey, kısa ve merkeze kilitlenmiş. Sağda ne var, soldan kim geliyor, arkada ne yaşanıyor? Biraz genişlesek hikâyenin başka bir parçasını görecek miyiz?

İşte beni düşündüren yer burası.

Telefonu dik tutmamızdan çok, hayatı da dar bir ekrandan görmeye başlamamız.

Görüntünün dışı da hikâyedir

Kameranın arkasında geçen yıllar insana bazı alışkanlıklar kazandırıyor. Bir noktadan sonra yalnız gördüğün yere değil göremediğin yere de bakıyorsun.

Bir insan konuşurken sadece yüzünü çekmezsin. Arkasında ne var? Sağ tarafta hareket var mı? Soldaki ayrıntı hikâyeyi değiştiriyor mu?

Kameramanlık biraz da geniş görme mesleğidir.

Bazen asıl hikâye merkezde değildir. Bir cenazede omuzları titreyen biri, yangında dumanı izleyen çocuk, röportajda hiç konuşmadığı hâlde yüzü her şeyi anlatan insan…

İyi görüntü, merceğin önündekinden ibaret değildir. Nerede daralacağını, nerede genişleyeceğini, ne zaman yaklaşacağını, ne zaman geri çekileceğini bilirsin.

Şimdi aynı soruyu hayat için sormak gerekiyor: Biz hâlâ geniş görebiliyor muyuz?

Dikey hayat

Ekrana bakarak yürüyoruz. Vapurda, metroda, durakta, kafede… Başımız çoğu zaman avucumuzdaki küçük ışığa eğik.

Yanımızdan kim geçti, fark etmiyoruz. Arkamızda biri bekliyor mu, görmüyoruz. Önümüzdekinin yüzündeki sıkıntıyı okumuyoruz. Bırakın hâlini sormayı, bazen selamı bile atlıyoruz.

İnsan, hayatın geniş planından çıkıp kendi küçük ekranının yakın planına yerleşiyor.

Dikey görüntü burada bir çekim biçimi olmaktan çıkıyor.

Bir ruh hâline dönüşüyor.

Bu hafta kadrajın dışında ne vardı?

Tam bunları düşünürken görüntü dünyasından üç haber önüme düştü. Üçü de başka bir şey anlatıyor gibi. Aslında aynı soruyu soruyor: Görmek nedir?

İlki Autodesk’ten. Şirketin yapay zekâyla hazırladığı Robots of the Wild West filminde bir karakter bir planda masada birinin yanındayken birkaç plan sonra başka yerde beliriyor. Üstelik ekip hatayı komutlarla düzeltememiş. Autodesk yöneticisi Maurice Patel de üretken yapay zekânın yönlendirilmiş ve uzun anlatılarda hâlâ tutarlılık sorunu yaşadığını açıkça söylüyor.

Bir görüntü yönetmeni için bu, küçük bir ayrıntı değildir.

Devamlılık, seyircinin fark etmediğinde çalışan, fark ettiğinde hikâyeden koparan görünmez bağdır. Yapay zekâ görüntüyü üretebiliyor. Ama görüntü üretmekle hikâyeyi görmek aynı şey değil.

İkinci haber Venedik’ten geldi. George Clooney, yapay zekâ ve deepfake teknolojilerinin gerçek ile kurmacayı ayırmayı zorlaştırdığına dikkat çekti. Asıl tehlikenin, gerçek görüntünün bile “Bu da sahtedir” denilerek reddedilebilmesi olduğunu söyledi.

Yıllarca haber görüntüsü çekmiş biri olarak beni asıl burası düşündürüyor.

Bir zamanlar görüntünün gücü şuradaydı: Oradaydı. Kamera gördü. Kaydetti.

Şimdi gazetecinin yeni sorunu yalnız gerçeği görüntülemek değil, izleyiciyi o görüntünün gerçekten yaşandığına ikna etmek de olabilir.

Üçüncü haber ise Reuters ile ITN’den. Yetmiş yılı aşan televizyon arşivi yapay zekâ destekli aramayla daha erişilebilir hâle getiriliyor. Görüntülere transkripsiyon, plan listeleri ve çeviriler eklenecek ayrıca 12 bin saatlik arşiv dijitalleştirilecek.

Bu haber beni geçmişte taşıdığım kasetlere götürdü.

Kameraman çekim yaptığı gün çoğu zaman tarih kaydettiğini düşünmez. Bir sokak, yüz, bina, çocuk, esnaf… O gün sıradan görünen plan, otuz yıl sonra artık var olmayan bir dünyanın belgesine dönüşebilir.

Kameraman bazen neyi kaydettiğini yıllar sonra anlar.

Bir tarafta yapay zekâ görüntü üretiyor ama devamlılığı kaçırıyor. Bir tarafta üretilmiş görüntüler yüzünden gerçeğinden bile şüphe ediyoruz. Diğer tarafta yine yapay zekâ, gerçek görüntülerden oluşan yetmiş yıllık hafızayı bulmamıza yardım ediyor.

Demek ki mesele yalnız teknoloji değil.

Mesele hâlâ nasıl baktığımız.

Biraz genişe çıkmak

Profesyonel kamerada bazen geri çekilirsin. Çünkü fazla yakına girince yüzü görür, çevreyi kaybedersin. Hareketi yakalar, sebebini kaçırırsın.

Hayatta da öyle.

Bir tartışmada yalnız bağıranı görürsen öncesini kaçırırsın. Bir insanın yalnız öfkesine bakarsan yorgunluğunu göremeyebilirsin.

Bakış daraldıkça dışarıda kalan şey çoğalır.

Telefon bir araç. Dikey video da bir biçim. Hayatımızdan çıkmayacak, çıkmasına da gerek yok. Ama arada başımızı kaldırmamız gerekiyor.

Sağa bakmak.
Sola bakmak.
Arkamızdakini fark etmek.
Yanımızdakine selam vermek.

Kameranın arkası bana şunu öğretti: Bazen asıl hikâye, kadrajın hemen dışında bekler.

Çünkü dünya 9:16 değil.

Mehmet Arif ÖNALAN
Görüntü Yönetmeni – Belgeselci – Fotoğrafçı

YORUMLAR

0 adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER