Yaşadığımız çağ, hiç olmadığı kadar hızlı ve gürültülü.
Gündemler birbiri ardına değişiyor; ekonomi, siyaset, toplumsal tartışmalar, dijital dünyanın bitmeyen telaşı…
Herkesin söyleyecek bir sözü, verecek bir hükmü var. Fakat bu kalabalığın içinde en çok eksik olan şey, düşünerek konuşmak.
Bugün meseleler sadece yaşanmakla kalmıyor, aynı anda tüketiliyor.
Bir olay henüz anlaşılmadan yenisi gündeme geliyor.
Bu hız, bizi bilgiye değil kanaate yaklaştırıyor.
Oysa kanaat, çoğu zaman eksik bilginin aceleyle verilmiş hâlidir.
İşte tam da bu noktada insanın kendine sorması gereken soru şudur: Gerçekten düşünüyor muyuz, yoksa sadece tepki mi veriyoruz?
Toplum olarak her konuda taraf olmaya zorlanıyoruz.
Ya oradasın ya burada. Oysa hayat bu kadar keskin çizgilerden ibaret değil.
Sağduyu, çoğu zaman iki uç arasında kalabilme cesaretidir.
Her tartışmada sesini yükselten değil, ölçüyü koruyan kazanır; belki alkışı değil ama kalıcı olan güveni ve saygıyı inşa eder.
Ekonomik zorlukların arttığı, belirsizliklerin çoğaldığı bir dönemde yaşıyoruz.
İnsanlar yalnızca geçim derdiyle değil, aynı zamanda umutla da mücadele ediyor.
Böyle zamanlarda söylenen her söz, yapılan her açıklama daha fazla anlam taşır.
Çünkü kırılgan dönemlerde cümleler, bazen bir yük, bazen de bir dayanak olur.
Bu yüzden sorumluluk taşıyan herkesin dili kadar vicdanını da tartması gerekir.
Dijital dünya bize görünür olmayı öğretti; fakat görünür olmak, değerli olmakla karıştırıldı.
Paylaşılan her düşünce, her yorum, her eleştiri çoğu zaman filtresizce dolaşıma giriyor.
Oysa herkesin her konuda konuşmak zorunda olmadığı bir olgunluk hâli vardır. Bilgi kadar suskunluk da bir erdemdir.
Bugünün en büyük sınavlarından biri de tahammül meselesidir.
Farklı düşüneni dinleyebilmek, katılmasak bile anlamaya çalışmak giderek zorlaşıyor.
Oysa toplumsal denge, aynı fikirde olmakla değil; aynı masada kalabilmekle sağlanır.
Birbirini dinleyemeyen toplumlar, en doğru sözleri bile kaybeder.
Belki de bu dönemde yapılması gereken, büyük cümleler kurmak değil; doğru yerde, doğru tonda konuşmaktır.
Her meseleyi çözemeyebiliriz ama her meseleyi daha da ağırlaştırmamayı seçebiliriz.
Bu da bir duruş, hatta bir bilgelik sayılır.
Sonuçta zaman geçiyor, gündemler değişiyor ama geriye kalan hep aynı soru oluyor:
Bu karmaşanın içinde biz neyi temsil ettik? Gürültüyü mü çoğalttık, yoksa sükûneti mi hatırlattık?
Çünkü asıl mesele, hangi tarafta olduğumuzdan çok, nasıl bir iz bıraktığımızdır.
Zeydan AYDIN
TÜSKİAD Genel Başkanı

YORUMLAR