Türkiye’de bazı şeyler vardır; bağırmaz, çağırmaz, ortalıkta görünmez.
Ama uyandığında da kimseye “haber verdim” demez.
Türk milliyetçiliği tam olarak böyledir.
Bir süredir yapılan hata şu: Türk milliyetçiliği sanki sürekli heyecan bekleyen, kışkırtılmadan var olamayan bir siyasal refleksmiş gibi okunuyor.
Değil. Tam tersine… O, sessiz kalmayı bilir. Bekler. Tartar.
Ama tehdit algısı oluştuğu an, frene basmaz; gaza basar.
Bu ülkede milliyetçilik sloganla ölçülmez. Oy oranıyla hiç ölçülmez.
Milliyetçilik burada bir ideoloji değil, devlet refleksidir.
Devlet zayıf görünürse, egemenlik alanı tartışmaya açılırsa, güvenlik politikalarında tutarsızlık hissedilirse; milliyetçilik “siyasi tartışma” modundan çıkar, güvenlik alarmı moduna geçer.
İktidarların genelde kaçırdığı nokta da burasıdır.
Milliyetçiliği bastırarak yönetebileceğini sanan her iktidar, sonunda onu daha sert bir yerden karşısında bulmuştur.
Çünkü milliyetçilik baskıdan beslenir, küçümsenmekten sertleşir.
Bir de şu var:
Türk milliyetçiliği hedefini dar tutmaz.
Tehdit gördüğü anda, “sadece buna itiraz ediyorum” demez.
Tehdidin kaynağı olduğunu düşündüğü her yapıyı aynı sepete koyar.
O yüzden mesele, bir söylem meselesi değil; zincirleme güvenlik riski meselesidir.
Devlet aklı dediğimiz şey tam da burada devreye girer.
Akıl, milliyetçiliği pohpohlamak değildir.
Akıl, milliyetçiliği bastırmak da değildir.
Akıl, onu uyandırmamaktır.
Çünkü uyandığında:
–Kontrol edilmez
–Kısa sürmez
–Ucu açık olur
Ve şunu da tarih defalarca gösterdi:
Sessiz kalan şeyler zayıf değildir.
Sessiz kalan şeyler genelde en sert cevapları verir.
Benden söylemesi.
Av. Ebubekir ELMALI
HUKUKÇU

YORUMLAR