TDİS – IŞIK AI
Ben bilgisayar mühendisiyim.
Bu nedenle devlete baktığımda yalnız bakanlıkları, vergi dairelerini veya memurları görmüyorum.
Ben büyük bir sistem görüyorum.
Ve kendime çok basit bir soru soruyorum:
Türkiye gerçekten tek bir sistem gibi çalışıyor mu?
Bir bakalım.
Vatandaşın bir numarası var.
Şirketin başka numarası var.
Arabanın başka.
Evin başka.
Tarlanın başka.
Diplomanın başka.
Ürünün başka.
Gümrük başka sistem kullanıyor.
Vergi başka.
Ticaret başka.
Tarım başka.
Nakliye başka.
Sonra ne yapıyoruz?
Bu ayrı sistemleri birbirine bağlamaya çalışıyoruz.
Yanlış mı düşünüyorum?
Bir bilgisayarda aynı dosyaya beş ayrı isim verip sonra hangisinin hangisi olduğunu bulmaya çalışsak buna iyi sistem der miyiz?
Demeyiz.
İşte benim itirazım burada başlıyor.
Ben bugünkü karmaşayı bilgisayara taşımak istemiyorum.
Ben geleceğin sistemini baştan tasarlamak istiyorum.
Ve bunun adını:
TDİS – Türkiye Devlet İşletim Sistemi
koyuyorum.
Bu sistemin yapay zekâ beynine de:
IŞIK AI
diyorum.
Şimdi hemen gözünüz korkmasın.
Çok basit anlatacağım.
ÖNCE ŞUNU DÜŞÜNELİM: BİR EVİN KİMLİĞİ OLSA NE OLUR?
Bir ev düşünün.
Evi boyattınız.
Kombisini değiştirdiniz.
Mutfak yaptırdınız.
Elektrik tesisatını yenilediniz.
Bugün bu işlemlerin faturaları farklı farklı yerlerde duruyor.
Peki neden bunların hepsi o evin kendi dijital dosyasına yazılmasın?
Şöyle düşünelim.
Arabanızın motoru değişti.
Lastiği değişti.
Bakımı yapıldı.
Bunların hepsi aracın kendi geçmişinde görünse kötü mü olur?
Tam tersine.
Arabayı sattığınızda geçmişi belli olur.
Evi sattığınızda yapılan işler belli olur.
Anladınız mı?
Benim söylediğim aslında çok basit:
«Bir varlık varsa, onun bir kimliği ve bir geçmişi olsun.»
Aynı şeyi tarlaya uygulayın.
Hangi tohumu aldık?
Ne kadar gübre kullandık?
Ne kadar su verdik?
Hangi ilacı kullandık?
Sonunda kaç ton ürün çıktı?
Hepsi tarlanın kendi dijital dosyasına yazılsın.
Peki neden yapılmasın?
BİR KEDİNİN BİLE NUMARASI OLACAK MI?
Evet.
Ama yanlış anlamayın.
Kediye vergi salacağız demiyorum.
Bir kedinin, köpeğin veya çiftlik hayvanının sistemde tek bir kimliği olsun diyorum.
Veterinere götürdünüz.
Aşı yapıldı.
Tedavi oldu.
Bu işlem doğru hayvanın dosyasına işlensin.
Aynı mantık evde de, arabada da, fabrikada da geçerli.
Ben buna:
«Bir varlık, bir ana kimlik, bir dijital geçmiş»
diyorum.
Bugün aynı şeyi beş ayrı numarayla takip etmek yerine gelecekte tek ana kimlikle takip edebiliriz.
İşte burada devreye Ulusal Vergi Kimlik Numarası giriyor.
Adında “vergi” olması sizi yanıltmasın.
Bu numara yalnız vergi ödeyen kişilerin numarası olmayacak.
Sistemde var olan şeyin ekonomik ve hukuki adresi olacak.
PEKİ ÜRÜNLER?
İşin daha ilginç tarafı burada başlıyor.
Bugün “domates” diyoruz.
Ama hangi domates?
Ayaş domatesi mi?
Çanakkale domatesi mi?
Cherry mi?
Salkım mı?
Salçalık mı?
Hepsine yalnız “domates” dersek yapay zekâ neyi analiz edecek?
Bir düşünün.
Doktora gidiyorsunuz ve doktora yalnız:
“Bir insan hasta.”
diyorsunuz.
Hangi insan?
Kaç yaşında?
Hangi hastalık?
Hangi belirti?
Bilgi yok.
Doktor nasıl karar verecek?
Yapay zekâ da aynı.
Ona kaba veri verirseniz kaba cevap alırsınız.
İşte bu nedenle dünya ile ticarette kullanılan GTİP sistemi aynen devam edecek.
Ama Türkiye bunun içine daha ayrıntılı bir katman koyacak:
UÜDK (Ulusal Ürün Detay Kodu)
GTİP bize ürünün hangi aileden olduğunu söyleyecek.
UÜDK (Ulusal Ürün Detay Kodu) ise Türkiye içinde tam olarak hangi ürün olduğunu söyleyecek.
Şöyle düşünün:
Dünya bize:
“Bu domatestir.”
diyecek.
Türkiye ise:
“Bu Ayaş domatesidir, şu çeşit tohumdan üretilmiştir, şu üretim grubundadır.”
diyecek.
Dünya ürünün ailesini bilsin; Türkiye ürünün kendisini bilsin.
Peki bunun bize ne faydası olacak?
Birazdan göreceksiniz.
ŞİRKET KURDUM, HER İŞİ YAPABİLİR MİYİM?
Bence hayır.
Bugün bir şirketin unvanına:
inşaat, turizm, mobilya, gıda, danışmanlık, teknoloji…
bir sürü faaliyet yazılabiliyor.
Sonra devlet şirketin gerçekten ne yaptığını anlamaya çalışıyor.
Ben tam tersini öneriyorum.
Şirketi kur. Ama yaptığın faaliyet için ayrıca lisans al.
Üreticiysen üretim lisansı.
Tüccarsan ticaret lisansı.
Nakliyeciysen lojistik lisansı.
Mühendissen mühendislik hizmet lisansı.
Yazarsan, senaristsen, yazılımcıysan veya fikir üretiyorsan fikrî üretim lisansı.
Çok mu karmaşık?
Aslında değil.
Avukatı düşünün.
Hukuk fakültesinden mezun olması tek başına yeterli mi?
Hayır.
Mesleğini yapabilmesi için ayrıca yetkisi gerekiyor.
Ben ekonomik faaliyetlerde de benzer bir mantık öneriyorum.
Şirket kurmak başka şey.
Hangi işi yapmaya yetkili olduğunuz başka şey.
PEKİ HERKES İŞYERİ Mİ TUTACAK?
Hayır.
İşte eski dünya ile yeni dünya arasındaki farklardan biri burada.
Bir yazılımcı evinden çalışıyorsa neden sırf vergi kaydı için tabela asacağı bir ofis kiralasın?
Bir danışman neden zorla fiziksel adres tutsun?
Bir senaristin fabrikası mı olacak?
Olmayacak.
O halde ona dijital ticari adres verelim.
Resmi posta kutusu olsun.
Tebligatı oraya gelsin.
Tableti veya bilgisayarı onun çalışma terminali olsun.
Ama fabrika kuruyorsa?
Elbette adresi olacak.
Deposu varsa belli olacak.
Restoran işletiyorsa yeri belli olacak.
Yani fiziksel dünyayı ortadan kaldırmıyoruz.
Fiziksel yere ihtiyacı olmayan insanı gereksiz yere fiziksel yere mahkûm etmiyoruz.
Yanlış mı düşünüyorum?
ELİNİZDEKİ TABLET BİR “FATURAMATİK” OLSA?
Şimdi sistem biraz daha canlanıyor.
Çiftçi tarlada.
Nakliyeci kamyonda.
Tacir dükkânda.
Mühendis evinde.
Herkesin elinde telefon veya tablet var.
Peki neden bu cihaz aynı zamanda resmi ekonomik işlem cihazı olmasın?
Ben buna:
Dijital Faturamatik
diyorum.
Çiftçi ürününü teslim etti.
Tabletinden kaydetti.
Nakliyeci aldı.
Tabletinden doğruladı.
Alıcı deposuna koydu.
Sistemden kabul etti.
Mal satıldı.
Fatura doğdu.
Stok düştü.
Vergi doğdu.
Hepsi aynı olay.
Peki biz neden aynı olayı dört farklı yere dört kere yazıyoruz?
İşte TDİS bunu değiştirecek.
BİR MAL FABRİKADAN ÇIKINCA NEREYE GİDİYOR?
Şimdi çok basit bir örnek verelim.
A fabrikasında 1.000 adet ürün var.
100 tanesi B fabrikasına gönderilecek.
A fabrikası sisteme:
“100 ürün depomdan çıktı.”
diyor.
Ama işlem burada bitmiyor.
Nakliyeci geliyor.
“100 ürünü teslim aldım.”
diyor.
Kamyon götürüyor.
B fabrikası:
“100 ürünü teslim aldım.”
diyor.
Üç kayıt birbirini doğruluyor.
Şimdi düşünün.
A fabrikası 100 çıkış göstermiş ama kamyon 50 ürün almışsa?
Sistem hemen soracak:
“Diğer 50 nerede?”
Nakliyeci 100 almış ama B fabrikası 80 teslim almışsa?
Yine soru:
“20 ürün nerede?”
İşte gerçek dijital denetim budur.
Aylar sonra dosya karıştırmak değil.
Olay olurken görmek.
PEKİ FABRİKA OLMAYAN MALI ÜRETTİM DERSE?
İşte burada üretim kapasitesi devreye giriyor.
Bir fabrikanın makineleri günde 1.000 ürün üretebiliyor.
Sistem bunu biliyor.
Fabrika bir gün:
“Ben 20.000 tane ürettim.”
derse ne olacak?
IŞIK AI şöyle diyecek:
«“Bir dakika. Bu rakam normal görünmüyor.”»
Ceza kesmeyecek.
Kimseyi suçlu ilan etmeyecek.
Sadece:
«“Buraya bakın.”»
diyecek.
Bence yapay zekânın devlet içindeki en önemli görevlerinden biri tam olarak bu.
TARLADA DA AYNI SİSTEM ÇALIŞIR MI?
Elbette.
Bir tarla normal şartlarda iki ton ürün verebiliyor.
Ama kayıtlarda beş ton ürün çıkmış.
Ne yapacağız?
Çiftçiyi hemen suçlamayacağız.
Belki yeni bir yöntem kullandı.
Belki verim arttı.
Belki sera kurdu.
Belki gerçekten olağanüstü bir üretim yaptı.
Ama sistem diyecek ki:
«“Bu sonuç beklenen kapasitenin dışında. Kontrol edelim.”»
Anladınız mı?
Yapay zekâ insanın yerine hüküm vermiyor.
İnsan aklına erken uyarı veriyor.
DEVLET AY SONUNDA “NE YAPTIN?” DİYE NEDEN SORSUN?
Bence bu, geleceğin en büyük değişikliklerinden biri olacak.
Bugün şirket iş yapıyor.
Sonra belgeleri topluyor.
Muhasebeciye veriyor.
Muhasebeci sisteme giriyor.
Beyanname hazırlanıyor.
Devlet daha sonra ne olduğunu öğreniyor.
Peki neden?
Mal satıldığı anda sistem zaten gördüyse…
Fatura oluştuysa…
Stok azaldıysa…
KDV doğduysa…
Devlet neden ay sonunda tekrar:
“Bu ay ne yaptın?”
diye sorsun?
İşlem gerçekleştiği anda sistem zaten biliyor.
İşte ben buna gerçek vergi otomasyonu diyorum.
MUHASEBECİLER NE OLACAK?
Bu soru hemen gelecektir.
Muhasebeciyi ortadan kaldırmak zorunda değiliz.
Tam tersine.
Muhasebeciyi veri giriş elemanı olmaktan kurtarabiliriz.
Bin tane faturayı elle sisteme yazmak yerine, sistemin oluşturduğu kayıtları denetler.
Hataları bulur.
Şirkete danışmanlık yapar.
Finansal analiz yapar.
Yani insanın yaptığı işi makineye vermek yerine, insanı daha nitelikli işe taşıyoruz.
PEKİ IŞIK AI TAM OLARAK NE YAPACAK?
Şöyle düşünelim.
Türkiye’de aynı anda milyonlarca ekonomik işlem oluyor.
Bir insan bunların tamamına bakabilir mi?
İmkânsız.
Ama yapay zekâ bakabilir.
IŞIK AI örneğin şunu görebilir:
“Bu ürünün stokları son üç haftadır hızla azalıyor.”
“Bu bölgede üretim düşüyor.”
“Bu fabrikanın üretim miktarı kapasitesiyle uyuşmuyor.”
“Bu ürünün fiyatı maliyetler değişmeden aniden yükseldi.”
“Bu tarladaki üretim beklenen değerin çok üzerinde.”
“Bu mal fabrikadan çıktı ama alıcının deposuna ulaşmadı.”
Sonra ne yapacak?
Karar vermeyecek.
İnsana:
«“Buraya bak.”»
diyecek.
IŞIK AI’nın gücü burada.
DEVLET HER ŞEYİMİZİ Mİ TAKİP EDECEK?
Hayır.
Burada kırmızı çizgimiz çok net olmalı.
Ekonomiyi takip et. İnsanı gereksiz yere takip etme.
Devletin Türkiye’de kaç ton domates satıldığını bilmesi gerekir.
Ama Ayşe Teyze’nin saat kaçta iki domates aldığını herkesin bilmesine gerek yok.
Her kurum yalnız görevi için gerekli olan veriyi görmeli.
Sağlık başka.
Özel hayat başka.
Ekonomik işlem başka.
Sistem güçlü olacak diye vatandaşın mahremiyeti ortadan kaldırılamaz.
PEKİ BUNU BİRKAÇ YAZILIMCIYI ÇAĞIRIP YAPABİLİR MİYİZ?
İşte meselenin kalbine geldik.
Hayır.
Çünkü TDİS bir yazılım değildir.
TDİS bir mimaridir.
Şöyle düşünelim.
Bir gökdelen yapılacak.
Beton ustasını çağırdınız.
Elektrikçiyi çağırdınız.
Camcıyı çağırdınız.
Tesisatçıyı çağırdınız.
Bu insanlar çok iyi ustalar olabilir.
Ama ortada proje yoksa ortaya gökdelen çıkar mı?
Çıkmaz.
Önce mimarinin kurulması gerekir.
TDİS de aynı.
Yazılımcı kodu yazabilir.
Ekonomist hesabı yapabilir.
Hukukçu kanunu hazırlayabilir.
Maliyeci vergiyi tasarlayabilir.
Sanayici üretimi anlatabilir.
Tarım uzmanı tarlayı anlatabilir.
Ama bütün bunların hangi sırayla ve hangi ortak veri diliyle konuşacağını birinin tasarlaması gerekir.
Ben kendi rolümü bu nedenle:
Kurucu Sistem Mimarı
olarak tanımlıyorum.
Çünkü TDİS’in özü bir program değil.
Birbiriyle bağlı düşünce zinciridir.
BİR HALKAYI ÇIKARIRSANIZ NE OLUR?
Bir bakalım.
Tek kimlik sistemi faaliyet lisansına bağlı.
Faaliyet lisansı üretime bağlı.
Üretim UÜDK (Ulusal Ürün Detay Kodu) sistemine bağlı.
Ürün kodu stok sistemine bağlı.
Stok nakliyeye bağlı.
Nakliye faturaya bağlı.
Fatura vergi otomasyonuna bağlı.
Vergi otomasyonu veri ambarına bağlı.
Veri ambarı IŞIK AI’ya bağlı.
IŞIK AI tekrar üretim ve devlet karar sistemine bilgi veriyor.
Gördünüz mü?
Bu bir çember.
Bir halkayı kopardığınızda sistemin bütünü değişiyor.
İşte TDİS’i birkaç ekran hazırlayıp kopyalamakla kuramazsınız.
SONRA NE OLACAK?
Asıl büyük soru bu.
TDİS kurulduğunda devlet Türkiye ekonomisini gerçek zamanlı görmeye başlayacak.
Hangi ürün nerede üretiliyor?
Nerede kıtlık geliyor?
Nerede fazla stok var?
Nerede ithalat bağımlılığı yüksek?
Nerede kapasite boş?
Nerede anormal işlem var?
Nerede yeni yatırım gerekiyor?
İşte o zaman devlet geçmişi raporlayan yapıdan, geleceği öngören yapıya geçebilir.
BEN NE ÖNERİYORUM?
Çok basit.
Ben bugünkü devletin bütün eski işlemlerini bilgisayara taşımayı önermiyorum.
Ben diyorum ki:
Geleceğin devletini baştan tasarlayalım.
Bir insan, bir ana kimlik.
Bir varlık, bir ana kimlik.
Bir ürün, GTİP ve UÜDK (Ulusal Ürün Detay Kodu) ile ayrıntılı tanım.
Bir ekonomik olay, tek doğru kayıt.
Bir üretici, gerçek faaliyet lisansı.
Bir ürün hareketi, kesintisiz dijital iz.
Bir devlet, ortak veri dili.
Ve bütün bunların üzerinde:
IŞIK AI
Şimdi size tekrar soruyorum:
Bugünkü sistemi bilgisayara taşımak mı daha doğru?
Yoksa yapay zekâ çağının devletini baştan tasarlamak mı?
Yanlış mı düşünüyorum?
Ben bugünün devletini bilgisayara aktarmayı önermiyorum.
Ben geleceğin Türkiye’sinin işletim sistemini tasarlamayı öneriyorum.
TDİS / IŞIK AI
Kurucu Sistem Mimarisi: Yılmaz Sönmez
Türkiye’nin verisi TDİS’te birleşir, IŞIK AI ile anlam kazanır.
Yılmaz Sönmez
Bilgisayar Mühendisi

YORUMLAR