Türkiye’nin geleceği yalnızca sandıklarda, kürsülerde ya da büyük projelerde belirlenmeyecek.
Asıl değişim;
Her gün verdiğimiz küçük kararlarda, sustuğumuz ya da itiraz ettiğimiz anlarda, başkalarına gösterdiğimiz saygıda ve kendi hayatımızda uyguladığımız değerlerde şekillenecek.
Hepimiz daha adil bir toplum, nitelikli bir eğitim, güçlü bir ekonomi, huzurlu bir ülke ve çocuklarımız için aydınlık bir gelecek istiyoruz.
Peki bu geleceği kim kuracak?
Değişimi yalnızca bekleyenler mi, yoksa onu kendi hayatında başlatma cesareti gösterenler mi?
Değişimin İlk Adresi: Kendimiz
Büyük dönüşümler, kalabalık sloganlarla değil, insanın kendisiyle yüzleşmesiyle başlar.
Bu yüzden önce şu soruyu samimiyetle sormalıyız:
Bu büyük değişimin neresindeyiz?
Seyirci miyiz, mazeret üretenler miyiz, yoksa ilk adımı atanlar mı?
Toplumda dürüstlük ve adalet arıyoruz.
Peki kendi hayatımızda ne kadar dürüst davranıyor, başkalarının haklarını çıkarlarımız uğruna ne ölçüde göz ardı ediyoruz?
Özgürlük istiyoruz; ancak bizden farklı düşünenlere ne kadar saygı gösteriyoruz?
Çocuklarımızın sorgulayan ve üreten bireyler olmasını bekliyoruz.
Onlar soru sorduğunda gerçekten dinliyor muyuz, yoksa yalnızca kendi doğrularımızı benimsemelerini mi istiyoruz?
Başkalarından beklediğimiz erdemleri kendimiz göstermiyorsak hangi değişimden söz edebiliriz?
Uyanış, Kendimizi Sorgulamakla Başlar
Uyanış, başkalarının yanlışlarını teşhir etmeden önce kendimizi sorgulamakla başlar.
Bize gönüllü olarak ya da farkında olmadan öğretilen düşünce kalıplarını, mitleri ve gerçekmiş gibi sunulan kabulleri araştırmak;
Bunların hangilerinin hakikate, hangilerinin korkuya, alışkanlığa veya koşullanmaya dayandığını ayırt etmek bu sürecin önemli bir parçasıdır.
Gerçek olmayan kalıplardan utanmak değil, onları fark ettiğimizde cesaretle sorgulamak ve onlardan özgürleşmek gerekir.
Çünkü kendimize bakmadan, bize öğretilenleri sınamadan ve varlığımızın gerçeğine yönelmeden başkalarını değiştirmeye çalışıyorsak, aslında neyi değiştirebiliriz?
Bilmek Yetmez, Hayata Geçirmek Gerekir
Ne var ki farkına varmak tek başına yeterli değildir.
Uyanış, gerçeği görmek; dönüşüm ise onu davranışlarımızla hayata geçirmektir.
Dürüstlüğün önemini bilmek uyanıştır;
En zor anda dürüst davranmak dönüşümdür. Adaleti anlamak uyanıştır; çıkarımıza ters düşse bile adaletin yanında durmak dönüşümdür.
Sevgiyi kavramak uyanıştır; bize benzemeyenlere anlayış, sabır ve merhamet göstermek dönüşümdür.
Bilmek kolaydır. Asıl mesele, bildiğimizin gereğini bedel ödememiz gerektiğinde yapabilmektir.
Sözlerimiz Değerlerimizle Örtüşüyor Mu?
Sözlerimiz değerlerimizle örtüşmüyorsa neyi savunuyoruz?
Değişimden söz ederken kendimizden başlamıyorsak nasıl bir dönüşüm bekliyoruz?
Adalet istiyor, fakat adaletsizlik karşısında susuyorsak; özgürlük istiyor, fakat farklı olana tahammül edemiyorsak söylediklerimiz yalnızca söz olarak kalmaz mı?
Değişim, başkalarına yönelttiğimiz taleplerle değil, kendimize koyduğumuz ölçülerle başlar.
Güçlü ülke, güçlü karakterlerle kurulur
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu toplumsal gelişimin temeli; düşünen, cesaretle sorgulayan, üreten, sorumluluk alan ve birbirini anlamaya çalışan insanlardan oluşan bir toplumdur.
Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca yollarında, köprülerinde ve binalarında değil, yetiştirdiği insanların bilgi, ahlak, vicdan ve sorumluluk anlayışında şekillenir.
Bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca yapılar değil, onları inşa eden ve yaşatan insanların karakteridir.
En sağlam binalar bile sağlam karakterler olmadan ne kadar ayakta kalabilir?
Büyük Dönüşüm, Küçük Ama Cesur Adımlarla Başlar
Öyleyse soralım: Türkiye’nin değişmesini beklerken kendi hayatımızda hangi değişimi başlatıyoruz?
Bugün hangi alışkanlığımızı sorgulayacak, hangi sorumluluğu üstlenecek, hangi iyiliği hayata geçireceğiz?
Değişimi hep başkasından beklersek yarının Türkiye’sini kim kuracak?
Cevap açıktır: Türkiye’nin geleceği, başkalarının atacağı adımlara bırakılamaz. Her birimizin seçimi, sözü ve davranışı bu ülkenin yarınını biçimlendirir.
Küçük görünen bir dürüstlük, savunulan bir hak, gösterilen bir anlayış ve üstlenilen bir sorumluluk, büyük dönüşümün gerçek yapı taşlarıdır.
Türkiye’yi değiştirecek olan, bir gün ortaya çıkacak kusursuz bir lider ya da uzaktan gelecek büyük bir mucize değildir.
Değişim; haksızlık karşısında susmamakta, farklı olana düşmanlık yerine anlayış göstermekte ve doğru bildiğimizi önce kendi hayatımızda uygulamakta saklıdır.
Bugün Atılabilecek Üç Somut Adım
Bu dönüşümü bugün üç somut adımla başlatalım.
Birincisi, bu hafta bir alışkanlığımızı değiştirelim: Doğrulanmamış haber paylaşmayalım, farklı bir görüşü kesmeden dinleyelim veya etik bir üreticiyi destekleyelim.
İkincisi, bu ay yerel bir dayanışmaya katılalım: Gönüllülük, gıda desteği, afet hazırlığı ya da bir öğrencinin eğitimi için düzenli katkı verelim.
Üçüncüsü, yaşadığımız yerde bir yurttaşlık adımı atalım:
Bir kamu duyurusunu veya belediye toplantısını takip edip mahallemizin bir sorununu kanıtlarıyla ilgili kuruma iletelim.
Bu üç adımı düzenli sürdürürsek yalnızca bireysel alışkanlıklarımızı değil, ortak yaşam kültürümüzü de güçlendiririz.
Sonuç: Bugün Başla, Çevreni Harekete Geçir
Artık beklemek için değil, harekete geçmek için bir nedenimiz var.
Bu yazıyı bitirir bitirmez bir adım at:
Doğrulanmamış bir bilgiyi paylaşmaktan vazgeç, savunmasız bırakılan birinin hakkını ara, farklı düşündüğün birini gerçekten dinle ya da yaşadığın yerde çözülmesini istediğin bir sorunu ilgili kuruma bildir. Ardından bu üç adımdan birini seç ve bugün bir kişiyi daha buna davet et.
Çünkü değişim, iyi niyetli sözlerle değil, tekrarlanan davranışlarla büyür.
Türkiye’nin yarını, uzakta yazılmayı bekleyen bir hikâye değildir; bugün verdiğimiz kararlarla, üstlendiğimiz sorumluluklarla ve birbirimizi harekete geçirmemizle şekillenir.
Şimdi karar ver: Bekleyenlerden mi olacaksın, başlatanlardan mı?
Bir adımını bugün at, bir başkasını yarına bırakma ve bu çağrıyı çevrendeki en az bir kişiyle paylaş.
Türkiye’nin uyanışı bir gün kendiliğinden gelmeyecek; hepimizin şimdi vereceği kararla başlayacak.
Yılmaz SÖNMEZ
Bilgisayar Mühendisi

YORUMLAR